Arsiv: -96/98.
Yazilar:
Fener Ustune Birkac Soz
Edip (20/04/103)
HelpBazen gorusler berraklasmadan yazmak zorunda kalmak insanlari guc
durumda birakabiliyor. Boyle bir 'zorunluluk' olmadigindan, Fenerbahce
ve Genclerbirligi'nin keyifli lig karsilasmasindan sonra klavye basina
oturmamak ve beklemek en dogru hareket gibi gozuktu. Ayni
'anti-zorunluluk', Carsamba gunu Denizli'de oynanan sikici erteleme
macindan sonra da ise yaradi. Ancak Perihan Magden'in deyisi ile
'medyalamaciligimizin' pompalaya pompalaya sisirme cabalariyla ancak bir
yarim-derbi seviyesine ulasmis Besiktas - Fenerbahce maci oncesi
birseyler soylemek lazim.
Fenerbahce'nin kotu yonetilmesinden, kulubun icindeki Bizanslilarin bile
akillarina durgunluk verici oyunlardan, koltuga yapisip kalanlardan,
tesislerinden filan dem vurmak degil amacim. Yeteri kadar onumuzde
arkamizda sagimizda solumuzda sobe filan zaten aylardir. Fenerbahce
Turkiye'mizin carpik bir yansimasi olarak, ulkenin tum carpikliklarini
ufak bir model olarak gordugumuz bir spor kulubunden otede, hepimizin ve
ozellikle Fenerbahce taraftarinin 'tatli belasi'. Ne seninle ne sensiz
denilen cinsten bir iliski. Burada yazilacak nacizane kelimeler, aslinda
futbol 'otoritelerimizin' ne kadar futboldan ve gerceklerden uzak ama
tiraj ve diger kaygilarla paralel seyrettigini gozler onune - hala daha
gorulemiyorsa - getirilmesinden ibaret kalacak.
Genclerbirligi'nin Istanbul'da Fenerbahce ile oynadigi 3-3'luk maci
izlemeden yazili ve gorsel basina yansimasini inceleyenler su gercekleri
okumadilar. A) Macin hakemi Serdar Tatli'nin sahada oynanan futbolun
akiciligina olan katkisi B) Turkiye'de sampiyonluga oynayan
Genclerbirligi'nin naklen yayin gozlerinden neredeyse tum sezon boyu
irak tutulmasina ragmen - veya bu sayede - futbolun taktik ve mucadele
prensiplerinde rakibine - ve diger rakiplerine - olan ustunlugu C)
Fenerbahce'nin 'onur mucadelesi' denilen eforun aslinda
Genclerbirligi'nin oyununa ayak uydurmasi sonucu ortaya cikan bir tablo
olmasi. D) Fenerbahce seyircisinin tribunleri doldurmasindaki en onemli
faktorlerden birinin rakibin ligin en iyi futbol oynayan ekiplerinden
biri olmasi
Carsamba Denizli maci sonrasi yatsida mumlar sonmeseydi eger, tum hafta
okuyacagimiz makalelerde Fenerbahce'nin altyapisinin ne boyutlara
geldigi - yeni baskan adayinin altyapi derneginden olmasinin burada rolu
nedir acaba? - konusu agir basacakti. Veya takimdan olumsuz 'unsurlarin'
ayrilmasi ile herkesin kendine geldigi. Veya 'buyuk baskan el salla'
tezahuratlari ile dillendirilecek bir Yildirim kurtarmaciligi. Derken
Carsamba geldi ve bir de baktik ki hep beraber, aslinda Fenerbahce
acisindan ayni yerdeyiz. Bosuna aradik durduk uc gun once oynanan
futbolu, 'onur mucadelesini', azmin zaferlerini. At gozlukleri ile
olaylara bakanlar, onlari baktiklarindan da dar bir aci ile
degerlendirenler, 'anlasilmaz' dediler. Oysa anlasilmaz olan onlarin
bunca senedir hala nasil Turkiye'e futbol gundeminde kalabilmeleriydi.
Denizlispor macinda da oynanan futbolda sanki hakemin hicbir
anti-katkisi, sanki Denizlispor'un futbol anlayisinin etkisi yokmus gibi
davrandik ve bu sabahki gorkemli 'derbi mansetleri' ile basbasa kaldik.
Birkac saat sonra baslayacak Besiktas karsilasmasi Fenerbahce'nin teknik
sorumlusu tarafindan 'son vitrin maci' olarak nitelendi haftaicinde.
Futbol oyununu aslinda hic de sevmeyen bir taraftar kitlesi karsisinda
vitrin arkasindaki oyunlara bakasi gelmez insanin o zaman. Hatta belki
vitrin veya degil diye ayriliyorsa mucadeleler, belki futbolcular da
sevmiyorlardir yaptiklari isi, bu ulkede isinden memnun olmayan
milyonlar gibi. Turlu oyunlarla, beceriksizliklerle yogurulan ve bu
keyifli lig mucadelesinde amacsiz ve hedefsiz kalan birkac takimdan biri
ve en moralsizi olan Fenerbahce'nin sadece bu doksan dakikada oynadigi
futbol, yarin yine skor eksenli mansetlerle ve degerlendirmelerle
tarihimizdeki yerini alacak. Gectigimiz sayilardan birindeki Radikal
Futbol'un basligi ile 'Kazansa da kaybetse de kaynayan kazan' Fenerbahce
konusulacak, sahte umut isiklari veya sahte sorunlarla dolu, onceden
tasarlanmis kavgalarin, luzumsuz atismalarin sahnelendigi bu panayirda
futboldan baska hersey o kazanda kaynayip duracak.
Sevgiler...Edip
------=_NextPart_000_008A_01C30797.AAB74720
Content-Type: text/html;
charset="iso-8859-9"
Content-Transfer-Encoding: quoted-printable
Help
http-equiv=3DContent-Type>href=3Dfile://C:\WINDOWS\>
style=3D"FONT-FAMILY: 'Times New Roman'; FONT-SIZE: 12pt;
mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR;
mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Bazen
gorusler berraklasmadan yazmak zorunda kalmak insanlari guc durumda
birakabiliyor. Boyle bir ‘zorunluluk’ olmadigindan,
Fenerbahce ve
Genclerbirligi’nin keyifli lig karsilasmasindan sonra klavye
basina oturmamak ve
beklemek en dogru hareket gibi gozuktu. Ayni
‘anti-zorunluluk’, Carsamba gunu
Denizli’de oynanan sikici erteleme macindan sonra da ise yaradi.
Ancak Perihan
Magden’in deyisi ile ‘medyalamaciligimizin’ pompalaya
pompalaya sisirme
cabalariyla ancak bir yarim-derbi seviyesine ulasmis Besiktas –
Fenerbahce maci
oncesi birseyler soylemek lazim.
Fenerbahce’nin kotu
yonetilmesinden,
kulubun icindeki Bizanslilarin bile akillarina durgunluk verici
oyunlardan,
koltuga yapisip kalanlardan, tesislerinden filan dem vurmak degil
amacim. Yeteri
kadar onumuzde arkamizda sagimizda solumuzda sobe filan zaten aylardir.
Fenerbahce Turkiye’mizin carpik bir yansimasi olarak, ulkenin tum
carpikliklarini ufak bir model olarak gordugumuz bir spor kulubunden
otede,
hepimizin ve ozellikle Fenerbahce taraftarinin ‘tatli
belasi’. Ne seninle ne
sensiz denilen cinsten bir iliski. Burada yazilacak nacizane kelimeler,
aslinda
futbol ‘otoritelerimizin’ ne kadar futboldan ve gerceklerden
uzak ama tiraj ve
diger kaygilarla paralel seyrettigini gozler onune – hala daha
gorulemiyorsa –
getirilmesinden ibaret kalacak.
Genclerbirligi’nin
Istanbul’da Fenerbahce
ile oynadigi 3-3’luk maci izlemeden yazili ve gorsel basina
yansimasini
inceleyenler su gercekleri okumadilar. A) Macin hakemi Serdar
Tatli’nin sahada
oynanan futbolun akiciligina olan katkisi B) Turkiye’de
sampiyonluga oynayan
Genclerbirligi’nin naklen yayin gozlerinden neredeyse tum sezon
boyu irak
tutulmasina ragmen – veya bu sayede – futbolun taktik ve
mucadele prensiplerinde
rakibine – ve diger rakiplerine - olan ustunlugu C)
Fenerbahce’nin ‘onur
mucadelesi’ denilen eforun aslinda Genclerbirligi’nin
oyununa ayak uydurmasi
sonucu ortaya cikan bir tablo olmasi. D) Fenerbahce seyircisinin
tribunleri
doldurmasindaki en onemli faktorlerden birinin rakibin ligin en iyi
futbol
oynayan ekiplerinden biri olmasi
Carsamba Denizli maci sonrasi
yatsida
mumlar sonmeseydi eger, tum hafta okuyacagimiz makalelerde
Fenerbahce’nin
altyapisinin ne boyutlara geldigi – yeni baskan adayinin altyapi
derneginden
olmasinin burada rolu nedir acaba? – konusu agir basacakti. Veya
takimdan
olumsuz ‘unsurlarin’ ayrilmasi ile herkesin kendine geldigi.
Veya ‘buyuk baskan
el salla’ tezahuratlari ile dillendirilecek bir Yildirim
kurtarmaciligi. Derken
Carsamba geldi ve bir de baktik ki hep beraber, aslinda Fenerbahce
acisindan
ayni yerdeyiz. Bosuna aradik durduk uc gun once oynanan futbolu,
‘onur
mucadelesini’, azmin zaferlerini. At gozlukleri ile olaylara
bakanlar, onlari
baktiklarindan da dar bir aci ile degerlendirenler,
‘anlasilmaz’ dediler. Oysa
anlasilmaz olan onlarin bunca senedir hala nasil Turkiye’e futbol
gundeminde
kalabilmeleriydi.
Denizlispor macinda da oynanan futbolda sanki
hakemin
hicbir anti-katkisi, sanki Denizlispor’un futbol anlayisinin
etkisi yokmus gibi
davrandik ve bu sabahki gorkemli ‘derbi mansetleri’ ile
basbasa kaldik. Birkac
saat sonra baslayacak Besiktas karsilasmasi Fenerbahce’nin teknik
sorumlusu
tarafindan ‘son vitrin maci’ olarak nitelendi haftaicinde.
Futbol oyununu
aslinda hic de sevmeyen bir taraftar kitlesi karsisinda vitrin
arkasindaki
oyunlara bakasi gelmez insanin o zaman. Hatta belki vitrin veya degil
diye
ayriliyorsa mucadeleler, belki futbolcular da sevmiyorlardir yaptiklari
isi, bu
ulkede isinden memnun olmayan milyonlar gibi. Turlu oyunlarla,
beceriksizliklerle yogurulan ve bu keyifli lig mucadelesinde amacsiz ve
hedefsiz
kalan birkac takimdan biri ve en moralsizi olan Fenerbahce’nin
sadece bu doksan
dakikada oynadigi futbol, yarin yine skor eksenli mansetlerle ve
degerlendirmelerle tarihimizdeki yerini alacak. Gectigimiz sayilardan
birindeki
Radikal Futbol’un basligi ile ‘Kazansa da kaybetse de
kaynayan kazan’ Fenerbahce
konusulacak, sahte umut isiklari veya sahte sorunlarla dolu, onceden
tasarlanmis
kavgalarin, luzumsuz atismalarin sahnelendigi bu panayirda futboldan
baska
hersey o kazanda kaynayip duracak.
Sevgiler...Edip
style=3D"mso-special-character: line-break">
style=3D"mso-special-character: line-break">
------=_NextPart_000_008A_01C30797.AAB74720--
Bir Milli Macin Ardindan
Edip (05/04/103)
This is a multi-part message in MIME format.
------=_NextPart_000_001E_01C2FB6C.D33375C0
Content-Type: text/plain;
charset="iso-8859-9"
Content-Transfer-Encoding: quoted-printable
Help
Zulfu Livaneli son romani Mutluluk'da soyle yazmis: "'Biz adam olmayiz'
ile 'Aslinda bizim gibi millet yoktur!' kliseleri gibi bir araya gelemez
iki zit sacmaligi bagdastirmak icin verilen sonu gelmez bir ugras". Bir
milli mac daha geride kalirken, oncesi ve sonrasi ile yine bir klasik
yarattik milletce.
Mac oncesi dunya ucunculugumuz unvanimizi yelkenlerine ruzgar yapanlar,
Ingiltere'yi mikroskopik boyutlara indirgeyip, isi Ceyhun/Beckham
karsilastirmalarina goturup, Ceyhun'u onde cikardilar. Ayni insanlar,
gecmiste kalan sekizlik yenilgilerin 'kahramanlar'ini on plana cikarip
'eski kotu gunler' den ve 'nerden nereye gelmislik' leri konusup
durdular haftaboyu. Sunderland'in Stadium of Light'ina bu 'isik' larla
cikan millilerimiz de hicbirimizin tam olarak anlamadigi bir doksan
dakikanin sonunda buyuk ihtimalle kendilerinin de anlamadigi gayet
agresif goruntuler cizerek soyunma odasina donduler.
Her zaman oldugu gibi asil 'senlik' mac sonrasi basladi. Sevincleri gibi
uzuntulerini de nasil yasayacagini bilmeyen toplumumuz bu kez de bir
yandan eski husranlara donmekten dem vururken, ote yandan Ingilizlerin
abartilmis sevinclerini -'nasil sevindiler ama'- gurur vesilemiz yapti.
'Serefli maglubiyetler' donemine geri donus hurafeleri, aslinda hala
dunya ucunculugune ne kadar 'inanamadigimizin' gostergesiydi belki de.
Mac sonrasi yorumlari da bu senligin bir parcasi olarak hayatimizi
renklendirdi. Istanbul'un buyuklerinden birinin menajeri, on yil
otesinden bir mesajla karsimizdaydi: 'Fizik olarak cok gerideyiz, cok
calismamiz lazim'. Elestiri kriterlerini aciga vuran 'deneyimli' bir
spor yazarimiz da 'Rustu olmasaydi, o golleri kurtarmasaydi, simdi baska
elestiriler yapardik' dedi.
14 Kasim 1984 islak bir gundu. Geceden kuyruga girdigimiz Inonu
Stadi'nda, Meksika 86 Dunya Kupasi vizesinin cok uzaginda kalan milli
takimimiz tarihinde ilk kez Ingilizler'i konuk ediyordu. O islak gunde
'Varsin gitmeyelim Meksika'ya, oynamayalim Brezilya'yla' diye baslayan
tezahuratlarla mac saatini zor etmis, ardarda gelen gollerle sok olan
tribunler, basarisizliga ortak olmak yerine ilk ve son kez giyilen milli
forma ile hafiften dalga gecmeyi tercih etmisti. O macta sinirden
gulmekle aglamak arasi sinir krizleri gecirenleri hatirliyorum kapali
tribunde.
Sonra Meksika olmasa da Dunya Kupasi'na gittik, Brezilya ile de oynadik.
Kotu gecmisi kendisini yakalayan insanlar misali yeniden Ada'ya
dondugumuzde, kucumsemekten beynimizde yok ettigimiz bir Ingiltere ile
karsilasip, gercegi ile karsilasinca ikinci yarinin basindan itibaren
kurbanlik koyun misali kacinilmaz kaderimizi bekledik durduk. Bizler
televizyon basinda, millilerimiz de Sunderland cimlerinde yaptilar bunu.
Oysa hic de kotu bir ilk yari gecirmemis, Ingilizlerin baskisina ragmen,
su gibi akan paslarla rakip kaleye akan ataklar yapmis, topun
'Avrupa'nin en yaratici orta sahasi' nin ayagina ne kadar yakistigini da
gormustuk birkac kez. Ama karsidaki Ingiltere'ydi. Belki de uzerinde
gunes batmamis imparatorluklarindan kucuk bir adaya dusmus olmanin
kendilerinde biraktigi bilincalti eziklik, ellerinde kalan son kozlardan
'milli spor'larini ayni zamanda milli gururlarinin son parcalarindan
saymalari kazanmaya olan inanclarini zorunlu olarak arttirmis, bunun
getirdigi fizik ve moral kondisyonlarini, yuksek pas yuzdesi ile
birlestirmis, mucizelerin -iyi ve kotu- kalecisi Rustu'yu gecmenin bir
sabir ve calismaya devam isi oldugunu gormus bir Ingiltere. Millilerimiz
ise bu oyun karsisinda bocalayan ortasahamizin takviyeye ihtiyaci
oldugu, seyircisini arkasina almis bir Ingiltere ile macin geri
kalaninda daha 'mucadeleci ve savasci' bir ortasaha ile oynanmasi
geregini yerine getirmeyince macin kaderi de belli olmus oldu.
Ingiltere'ye daha hic gol atamamakla gelen ezikligimizden midir, dunya
ucuncusu olmamizin verdigi buyuklukten midir, mac boyunca 'bizden adam
olmaz' ile 'bizim gibisi yoktur' arasinda sikistik kaldik. Kendimizi
tanimamanin, tanimlamamanin kurbani olduk birkez daha... Maalesef 'en
iyi yaptigimiz ise' donduk: Istanbul cehennemi yeni kurbanlarini versin
diye siddet tohumlarini ekmeye basladik simdiden...
------=_NextPart_000_001E_01C2FB6C.D33375C0
Content-Type: text/html;
charset="iso-8859-9"
Content-Transfer-Encoding: quoted-printable
Help
http-equiv=3DContent-Type>href=3Dfile://C:\WINDOWS\>
Zulfu Livaneli son
romani
Mutluluk’da soyle yazmis: “’Biz adam olmayiz’
ile ‘Aslinda bizim gibi millet
yoktur!’ kliseleri gibi bir araya gelemez iki zit sacmaligi
bagdastirmak icin
verilen sonu gelmez bir ugras”. Bir milli mac daha geride
kalirken, oncesi ve
sonrasi ile yine bir klasik yarattik milletce.
Mac oncesi dunya
ucunculugumuz
unvanimizi yelkenlerine ruzgar yapanlar, Ingiltere’yi
mikroskopik boyutlara
indirgeyip, isi Ceyhun/Beckham karsilastirmalarina goturup,
Ceyhun’u onde
cikardilar. Ayni insanlar, gecmiste kalan sekizlik yenilgilerin
‘kahramanlar’ini
on plana cikarip ‘eski kotu gunler’ den ve ‘nerden
nereye gelmislik’ leri
konusup durdular haftaboyu. Sunderland’in Stadium of
Light’ina bu ‘isik’ larla
cikan millilerimiz de hicbirimizin tam olarak anlamadigi bir doksan
dakikanin
sonunda buyuk ihtimalle kendilerinin de anlamadigi gayet agresif
goruntuler
cizerek soyunma odasina donduler.
Her zaman oldugu gibi
asil
‘senlik’ mac sonrasi basladi. Sevincleri gibi uzuntulerini
de nasil yasayacagini
bilmeyen toplumumuz bu kez de bir yandan eski husranlara donmekten dem
vururken,
ote yandan Ingilizlerin abartilmis sevinclerinistyle=3D"mso-spacerun: yes"> -‘nasil sevindiler
ama’- gurur vesilemiz
yapti. ‘Serefli maglubiyetler’ donemine geri donus
hurafeleri, aslinda hala
dunya ucunculugune ne kadar ‘inanamadigimizin’ gostergesiydi
belki de.
Mac sonrasi yorumlari
da bu
senligin bir parcasi olarak hayatimizi renklendirdi. Istanbul’un
buyuklerinden
birinin menajeri, on yil otesinden bir mesajla karsimizdaydi:
‘Fizik olarak cok
gerideyiz, cok calismamiz lazim’. Elestiri kriterlerini aciga
vuran ‘deneyimli’
bir spor yazarimiz da ‘Rustu olmasaydi, o golleri kurtarmasaydi,
simdi baska
elestiriler yapardik’ dedi.
14 Kasim 1984 islak
bir gundu.
Geceden kuyruga girdigimiz Inonu Stadi’nda, Meksika 86 Dunya
Kupasi vizesinin
cok uzaginda kalan milli takimimiz tarihinde ilk kez Ingilizler’i
konuk
ediyordu. O islak gunde ‘Varsin gitmeyelim Meksika’ya,
oynamayalim Brezilya’yla’
diye baslayan tezahuratlarla mac saatini zor etmis, ardarda gelen
gollerle sok
olan tribunler, basarisizliga ortak olmak yerine ilk ve son kez giyilen
milli
forma ile hafiften dalga gecmeyi tercih etmisti. O macta sinirden
gulmekle
aglamak arasi sinir krizleri gecirenleri hatirliyorum kapali
tribunde.
Sonra Meksika olmasa
da Dunya
Kupasi’na gittik, Brezilya ile de oynadik. Kotu gecmisi kendisini
yakalayan
insanlar misali yeniden Ada’ya dondugumuzde, kucumsemekten
beynimizde yok
ettigimiz bir Ingiltere ile karsilasip, gercegi ile karsilasinca ikinci
yarinin
basindan itibaren kurbanlik koyun misali kacinilmaz kaderimizi bekledik
durduk.
Bizler televizyon basinda, millilerimiz de Sunderland cimlerinde
yaptilar bunu.
Oysa hic de kotu bir ilk yari gecirmemis, Ingilizlerin baskisina ragmen,
su gibi
akan paslarla rakip kaleye akan ataklar yapmis, topun
‘Avrupa’nin en yaratici
orta sahasi’ nin ayagina ne kadar yakistigini da gormustuk birkac
kez. Ama
karsidaki Ingiltere’ydi. Belki de uzerinde gunes batmamis
imparatorluklarindan
kucuk bir adaya dusmus olmanin kendilerinde biraktigi bilincalti
eziklik,
ellerinde kalan son kozlardan ‘milli spor’larini ayni
zamanda milli gururlarinin
son parcalarindan saymalari kazanmaya olan inanclarini zorunlu olarak
arttirmis,
bunun getirdigi fizik ve moral kondisyonlarini, yuksek pas yuzdesi ile
birlestirmis, mucizelerin –iyi ve kotu- kalecisi Rustu’yu
gecmenin bir sabir ve
calismaya devam isi oldugunu gormus bir Ingiltere. Millilerimiz ise bu
oyun
karsisinda bocalayan ortasahamizin takviyeye ihtiyaci oldugu,
seyircisini
arkasina almis bir Ingiltere ile macin geri kalaninda daha
‘mucadeleci ve
savasci’ bir ortasaha ile oynanmasi geregini yerine getirmeyince
macin kaderi de
belli olmus oldu.
Ingiltere’ye
daha hic gol
atamamakla gelen ezikligimizden midir, dunya ucuncusu olmamizin verdigi
buyuklukten midir, mac boyunca ‘bizden adam olmaz’ ile
‘bizim gibisi yoktur’
arasinda sikistik kaldik. Kendimizi tanimamanin, tanimlamamanin kurbani
olduk
birkez daha... Maalesef ‘en iyi yaptigimiz ise’ donduk:
Istanbul cehennemi yeni
kurbanlarini versin diye siddet tohumlarini ekmeye basladik
simdiden...
------=_NextPart_000_001E_01C2FB6C.D33375C0--
Cocuklar Gibi Sendik
Edip (23/04/102)
Hala icimiz cocuk... 23 Nisan olunca sanki Istanbul'daki günesi bol
gün, cocuklarin piril piril dünyasini yansitiyor gibi geldi bize.
Hem cocuk olanlarin hem de cocuk kalanlarin icindeki piriltiyi.
Gösterebildigimiz kadariyla icimizdeki cocugun piriltisini.
Coktandir hasret kalmisiz, günese ve onun getirdigi dünyaya.
Aydinlik, ümit dolu ve canli... Yagmurun griliginden, gelecegin
karanligindan uzak sadece ümit dolu ve güzel...
NTV'nin yayinladigi Besiktas Koleji ile Yildizlar Karmasi futbol
karsilasmasi, keyiflere keyif katan bir olaydi bugüne damgasini vuran.
Besiktas'in Dünya ücüncüsü cocuklari ile hergün
televizyonlarimizda bizlere konuk olan haberciler, sanatcilar,
müzisyenler arasinda oynandi karsilasma. Küflenmis havamizdan uzak,
cocuklari 'adam' yerine koyan bir tavirla yayinladi NTV karsilasmayi.
Hatta bir ara klasik havalara giren ve 'Bugün burada olmaktan ne kadar
mutlu oldugumu...' diye baslayan cümleler kurmaya calisan Yildizlar
Karmasi Teknik Direktörü Yilmaz Vural'i bile duymazdan gelip 'Maci
soruyorum hocam, rezalet oynuyorsunuz' diye olayi sürdüren spiker,
maci yorumlayan Doc Dr Deniz Gökce ve digerleri... Orta Hakem Lale
Orta'dan, Athena Grubu'na, Gani Müjde'den Mithat Bereket'e ve
herseyden cok futbolun güzelligini yeniden bizlere hatirlatan
Besiktasli cocuklara sonsuz tesekkürler. Bu güzel günde, bir taze
nefes oldular dünyamiza.'Ulu önderimiz Mustafa Kemal'in cocuklara
armagani' diyerek kaliplastirdigimiz ve artik birsey ifade etmez hale
gelmis bu güzel bayrama yeni bir anlam, kavgalar icinde calkalanan
futbolumuza yeni bir soluk getirdiler. Sagolsunlar...
Macin analizini yapacak degiliz elbette burada. Askimiz herseyimiz
futbolun minik ayaklarda bu kadar güzellestigi bugün
söylenebilecek hersey bosta ve anlamsiz kalir zaten. Türkiye'nin en
azindan bir kisminda anlayisin nereden nerelere geldiginin
göstergesini gözler önüne sermek gerek diye düsünüyoruz
yine de. 'Edirne'den G6teye' dizleri titreyen koca profesyonel
futbolcularimizdan dünya sampiyonalarinda derece alan miniklerimize
getirmek istiyoruz sözü. Mahalle aralarinda Sn Deniz Gökce'nin
anlattigi gibi 'anneanne coraplarina sarilmis gazete kagidindan
toplarla' yetisen futbolculardan yemyesil cimlerde, minik formalari ve
taptaze umutlariyla, bu güzel sporu daha da güzellestiren cocuklara
geldik bugün. Belki yarinin dünya sampiyonlari bu cocuklar, belki
gelecegin dünyaca ünlü teknik adamlari, belki dünya kupasini
kaldiracak Türkiye Milli Takiminin yildizlari onlar... Ama herseyden
önemlisi onlar gelecegin parlak Türkiye'sinin piril piril insanlari,
heyecan dolu yeni futbol maceralarinin tertemiz kahramanlari.
Sevgiyle kalin ve cocuk kalin...Edip
Mac Biter Ne Kalir
Edip (22/04/102)
Reklam dünyasinin sevimli olmaya calisan antenli yaratigi, maclardan
önce santra yuvarlagindan cikip topu sahaya birakinca diyor ki, Mac
Biter Dostluk Kalir. Maclar gittikce daha zor bittiginden dolayi
ardindan gelmesi gereken dostluk da kalmaktan vazgecip gidiyor olmali.
Kardeslik, dostluk, baris kelimeleri ne kadar yogun kullanilirsa,
varliklari o kadar az hissediliyor. Zaten eger bir konuda hicbirsey
yapmayacaksan, o konuda bol bol konusacaksin der politikanin acimasiz
elestirmenleri. Bizler konustukca kan kokusu geliyor artik stadlardan.
Nasil oluyor da patlamiyor denen toplum, yirmibes yil öncesinin
terör kurbani gencler, stadlarda, hem de naklen yayinda patliyor da
kimsenin umrunda degil. Tüm maclardaki seyirci görüntülerini
arka arkaya montajlasaniz, Filistin'de sanabilirsiniz kendinizi. Coplar,
öfkeleri maskelerinin ardina gizlenmis gencler, nedeni bilinmez bir
öfke ve nefret.
Geri kalan görüntülerde ise bu gruplari tüm gücleri ile
körükleyen hatta yer yer cesaretlendiren kulüp yöneticileri,
federasyon yöneticileri, 'büyüklerimiz'. Bu görüntüleri de
cikarirsaniz, geride kalan isin asli olmasi gereken futbol ve neye
ugradigini sasirmis genc sporcular kalir ki, onlara da aldiran pek yok.
Son yillarin en güzel mücadelesi, gitgide son yillarin en tehlikeli
sosyal olaylarina dogru hizla ilerliyor. Fenerbahce - Besiktas
derbisinden önce ve sonra birbiri ardina patlayan demecler, daha baska
neler görecegiz diye düsündüren ilginc iliskilerin ortaya
cikmasi, eglencemiz, heyecanimiz diye bagrimiza bastigimiz futbolun
ülkemizin diger carklari gibi nasil pasli ve nasil cürük oldugunu
ortaya acikca koyuyor. Ulkenin en büyük kulüplerinden biri ligi
saibeli diye ilan ediyor, bir digeri tehdit telefonlari ve akrabalik
iliskilerini ortaya döküyor, digeri ise simdilik kazaniyor gibi
göründügünden normal görüntüsünden uzak ve sessiz.
Mizikciyiz millet olarak. Gecen sene Galatasaray kaybettigini
anladiginda 'Kutsal Ittifak' demisti, simdi Besiktas kaybettikten sonra
tehdit aciklamalari yapiyor, Fenerbahce saibe damgasi vuruyor kocaman
bir seneye. Basarisizlik tanimi ne kadar dar olursa, mazeretlerin cesidi
de ona paralel olarak artiyor.
Senenin degerlendirilmesi icin daha erken olmasina ve sampiyonluk
mücadelesinin en güzel ve heyecanli noktasina varilmasina ragmen
herkes siginaklarinin arkasina siginmis, suc üzerilerine kalmasin diye
taraftarlarini karsidaki düsmana yönlendirip veryansin ediyor. Toz
duman duruldugunda ise yeni sezon heyecani baslamis olacak zaten, bir
dahaki bahara...
Elbette her acidan bakildiginda hakli yönler bulunabilir. Bu sene kac
tane karsilasmada hakem hatalari yüzünden puanlarin el
degistirdigini az mi gördük? Bu puan kayiplari her zaman büyük
gecinen takimlarin lehine olmadi mi? Bazilari cok bariz, bazilari daha
gizli ama her zaman hatali, her zaman saibeli ve her zaman sinir bozucu.
Hakem de insandir diye diye buralara geldik de, hakemlerimizden biri su
anda sike saibeleri ile sorusturma altindayken hala birsey olmamis gibi
davranmak da biraz deve kusu cagristirmalari yapiyor gibi.
Bu hafta yine hatalar, yine Galatasaray'in penaltisi hatali,
Fenerbahce'nin yedigi gol ofsayt degil ve tüm maclari izledikten sonra
'hayati' diye tanimlanabilecek onlarca hata. Ikinci ve ücüncü
ligde gözden uzakta neler oldugunu tahmin etmek artik güc degil.
G6nümüzde iki yol var; bunlar kötü niyetli degildir ve futbolun
güzelliklerinin bir parcasidir deyip keyfimize bakmak, ya da
Susurluk'ta yüzümüze patlayan tokat misali gizli iliskiler
yumagini desip desip paranoya labirentlerinde kaybolmak. Her iki durumda
da olan futbolumuza oluyor.
Sevgiler...Edip
Derbi ve Sike Sohbetleri
Edip (22/02/102)
Böyle bir mactan sonra ne yazilabilir ki henüz yazilmayan? Bu macin
daha nesi kaldi konusulacak muhabbeti geyiklestirmeden? Atmosferinden
rekorlarina, kirmizi kartlarindan atilan tek gole, teknik
direktörlerinden futbolcusuna hepsi didik didik edildi gerek medyada
gerek güzel yurdun dört bir kösesindeki sohbet ve tartisma
ortamlarinda. Derbilerin derbisi güzel bir Cumartesi gecesi oynandi ve
bitti. Galatasaraylilar gördükleri kartlara yanadursunlar,
Fenerliler Rapajic'in muhtesem sutunu beyinlerinin kamerasinda
milyonlarca kez agir cekim yeniden yasayadursunlar, biz ligin
özellikle Besiktas'in aldigi yenilgiyle yeniden sekillenen yüzüne
bakaduralim.
Fenerbahce'nin lige yeni bir cehre getirdigi kesin. Istekli arzulu ama
bir o kadar da beceriksiz ve paslanmis kademeleriyle didinen bir
takimla, kendini galibiyete hic inandirmamis diger takimin macinda hic
de hakketmedigi halde sanki belirleyiciymis gibi gösterilmeye
calisilan hakem Ali Aydin'i da katinca ortaya Cumartesi gecesi
Kadiköy'deki manzara cikiveriyor. Ondan sonrasinin detaylari bol bol
yazildi cizildi zaten. Galatasaray'in uzun süredir saha icinde süren
'agresif futbol' maskesi ardindaki simarik ve fairplay disi hareketleri
tam da Fenerbahce macina denk gelen bir hakem tarafindan dogru cezalarla
karsilik görünce, zamaninda önlem almayan yönetici ve teknik
direktörler Ali Aydin'a yüklenme hafifligini sectiler. Oysa Hasan
Sas'in soyunma odasinda cama yumruk atmasindan da cok önceleri
Hagi'nin hakemlere yaptigi ve 'futbol dehasi' olmasi nedeniyle yanina
kar kalan hareketler Bülent Korkmaz'in zavalli alkislariyla dusa
gitmesi ile umarim son bulur. Ankara'daki Ankaragücü - Fenerbahce
macindaki yönetimi dahil olmak üzere tatli - sert, kendine güvenen
ve tavizsiz ama sonuna kadar tarafsiz yönetimiyle dikkat ceken hakem
Ali Aydin ileride 'Oynatalim' diyen medya starlarimiz kadar simdiden
'medyatik' oldu. Uç büyükleri de deviren Ankaragücü'nün
kaptani Hakan Kutlu'nun her büyügü devirdikten sonra verdigi
klasik demecinde oldugu gibi 'Hakemler maclari tarafsiz ve korkusuz
yönettigi sürece büyükler disindakilerin de kendilerini
büyütmesi' olasi. Ve hatta futbolumuzdaki genel düzeyin
yükselmesi ve uluslararasi basarilar da bu cetin ve adil ligin baska
bir meyvasi olabilir.
Toplumda temizlik ve degisim rüzgarlari uzun bir süredir ve gittikce
artan bir ivmeyle sürerken, futbolumuzun bunlardan soyutlanabilmesine
olanak var mi? Uzun süredir su üstüne cikmayan bir takim gercekler
son günlerde gazete sayfalarindan yansimaya baslayinca bir anda
futbola ve kendi ligimizdeki 'adil' kavramina yeniden dikkat etmemiz
gerekti. Milliyet Gazetesi'nde bir süredir devam eden 'sike
sohbetleri' dosyasindaki telefon konusmalari telefonda heyecanla
seyrettigimiz mücadelelerin ardinda nelerin olabilecegine dair
isaretler veriyor. Bu tür dedikodu, söylem ve süpheler her
dönemde futbolumuzda yer alir ama her zaman 'eski' dönemlere ait
olurdu. Ilk kez bu kadar güncel ve yakin. Eskiden oluyordu artik
olmuyor gibisinden masallarla kapanamayacak kadar da bariz.
Ingiltere ve bu konuda su üstüne çikmis olaylarin geçtigi
ülkelerdeki gibi suçlularin ayaga kalkip bu arenadan çekildigi ve
kamu vicdaninin temizlendigi yargilamalar olmadigindan, bu konunun
kahramanlari da Türkiye'nin 'gurur duydugu' o mümtaz(!) zümreye
katilacak ve hakemlerin her düdügünde bir gölge gibi
düsünenleri rahatsiz edecekler. Bizler o gün çalan düdükleri
didiklemekle ugrasalim, ülkenin dört bir yanindaki lig maçlarinda
'arpalar', 'telekizlar' ve agiza alinmayacak küfürlerle süslenen
'sohbetler' olacak. Futbolumuzun da diger unsurlarimiz gibi icin icin
cürüyüp bir türlü aydinlanamamasina seyirci kalabildigimiz
sürece, derbi sohbetlerine baskalari ortak olacak.
Sevgiler...Edip
www.edoturk.net
Cop Kutulari ve Koltuklar
Edip Uras (21/01/102)
Lorant'in aklasmis saçlarinin arasinda kalan son birkaç koyu saç teli de
Samsun'un çimlerinde aklandi ve 'kuralci' hoca üzerindeki montu yirtarcasina
dövündügü saha kenarinda futbolculari ile yasamak istedigi sevinci
paylasamadan soyunma odasina döndü. Basin toplantisinda 'iyi oynamadik'
diyecek kadar gerçekçi, ertesi gün yöneticilerden birinin hediyesi Mercedes
i alirken 'Sampiyon olmaya geldim' diyecek kadar 'bizden'di. Ayni hafta
içinde oynanacak Istanbulspor ve Ankaragücü maçlarini düsünerek iddiali ve
saglam gözüktü. Sevgili medyamiz da yaptiklarinin farkinda olsa gerek, baska
bir zaman olamayacaklari kadar yumusak ve destekleyiciydi. Ayni maç, bir
Denizli maçi olsaydi, 'Iyi sinyaller var' gibi ne oldugu belirsiz cümleler
sarfetmeyeceklerinden sanirim hepimiz eminiz.
Özel olarak getirilen 'kariyersiz ve isimsiz' Lorant, oysa ilk geldigi
günden itibaren medyamizin dogal odak noktasini olusturmustu. Ilk
antremaninda yaptigi mimikler bile yorumlandi ve gelecek ile ilgili ipuçlari
elde edilmeye çalisildi.
Medyamizin takim muhabirleri sinifinin en fazla takildigi iki nokta, Lorant
in ilk izlenimlerinde yogun bir sekilde iz birakti. Bunlardan biri ilk
antremanda futbolcularin berelerini çikartmasi, digeri de su siselerinin
oraya buraya yerine çöp kutusuna atilmasindaki israri. Ilk bakista, malzeme
arayan medyamiz için bulunmaz birer firsat gibi görünen bu iki nokta Lorant
in ilk basin toplantisinda toplumsal bir utanca dönüsüverdi. Alman Hoca
gazetecilerin çöp kutusu kuralina iliskin sorularina basit bir yanit verdi:
Çöplerin çöp kutusuna atilmasi kural degil ki!' Yaaa. Bu ülkede herseyi her
tarafa saçtigimizdan olsa gerek sevgili medyamiz da çöplerin çöp kutusuna
gitmesi gerektiginin bir Lorant kuralindan ziyade genel bir mantik kurali ve
bir terbiye oldugunu hatirlamis oldu. En azindan hatirlatilmis oldu.
Geçtigimiz senelerde açik tribünden kafasi hedeflenerek atilan su
siselerinden dolu olan birini yerden alip, kapagini açip içtikten sonra
düsmanca küfürler savuran tribüne gülümseyerek eliyle tesekkür eden Toschack
i hatirladik birden. Nedense bazi yaptiklarimiz bize geri döndügünde
utanmaktan baska yapacak bir sey yok.
Besiktas'in Trabzon seferi kagitlarla baslayan ve giderek koltuklara dönen
bir konfeti yagmuru altinda basladi ve bitti. Güzel futbol ve biribirinden
güzel goller yerine yine her seneki olagan taskinliklarindan birini yapan
Trabzonspor seyircisi maçin odak noktasi oldu.
Koltuklarin havada uçustugu, karisini kizini kaybetmis bir babanin
hirçinligi ve isyaniyla plastikleri tekmeleyen 'taraftar'larin görüntüleri
de uzun süre hafizalarda kalmasi gereken ama kalmayacak yansimalar. Herhalde
görüntülerin içinde en iç burkani da küçük çocugunun kafasini korumaya
çalisarak oradan kaçirma telasindaki babaninkiydi.
Maçtan sonra, herhangi baska bir olayli maç sonrasi spor programlarinin
aynilari tekrar gösterilseydi kimse yadirgamazdi zaten. Yine ayni dilekler,
uyarilar, serzenisler. Yine ayni yönetici safsatalari: 'Dogal olarak..' diye
baslayan, taraftarlarin 'moral bozuklugu' ile devam eden ve 'bir camiaya mal
edilemeyecek..' diye biten 'dahiane' demeçler. Hiçbiri eksik degildi dün
gece televizyonlarda. Taraftarlar da, federasyon da, yöneticiler de yine
masum çikti bu isten.
Bu 'taraftar' ki zamaninda kaptanlarini, kalecilerini cenaze törenlerinde,
antreman sahasi çikislarinda, arabalarinin içinde tekme tokat döverek 'taraf
olduklari degerleri göstermislerdi. Bu 'taraftar' ki maçin ortasinda sahaya
girip hakeme saldirmaya cesaret ederek 'adanmis' liklarini ortalara
sermislerdi. Ve bu 'federasyon' ki bunlari seyretmeye devam etti, ve bu
yöneticiler' ki bunlari 'münferit', 'dogal' tepkiler olarak gördüler. Bizim
daha çok görecegimiz var maalesef.
Sevgiler...Edip
www.edoturk.net
LORANT
Edo (07/01/102)
Fenerbahçe yöneticilerinin yeni teknik direktörün imza atmasindan sonra
yaptigi aciklamalari okumussunuzdur. Bir tanesi söyle: "Takim iyi
calismiyordu. Saha icinde mücadele etmemesi ve iyi sonuclar alamamasi
eksiklerimizdi. Bu sorunlari cözecek hoca aradik. Isme ve kariyere göre bir
teknik direktör getirmedik. Lorant'in bu sorunlari cözebilecegine inaniyoruz
Bu sözlesme yil sonuna kadar gecerlidir. Ancak yil sonunda iki taraf da
birbirinden memnun olursa, iki yil daha beraber olacagiz.
"=0DHani derler ya ne sis yansin ne kebap, öyle bir tavir. Ismi ve kariyere
gorehocayi getirmediyseniz, bu sorunlari cozecegine nereden kanaat
getiriyorsunuz sorusu kulaklarda cinlayip dururken, aciklamanin sonu zaten
herseyi anlatiyor. Yine uzun vadeli bir karar degil yani bu. Sene sonu
sampiyon olduk olduk, yoksa bu zamanda hoca buldugumuza sükür deyip oturmak
ve beklemek lazim. =0DLorant'in iki tane kedisi varmis. Biri Max digeri de Morritz. Sevimli
kediler Türkiye'ye gelir mi bilinmez ama buraya alisamadan geri dönme
olasiliklarinin kuvvetli oldugu bir sekilde onlara aciklanmali ki hayvanlar
sik hava degisikliklerine kendilerini hazirlayabilsinler.=0D
Isme ve kariyere gore bir teknik direktör getirmedik nasil bir aciklamadir
acaba? Burasi sevgili yöneticilerden birinin holdingi veya sirketi veya
televizyonu olsaydi, acaba basina getirecekleri yöneticilerde isim ve
kariyer aramazlar miydi? Ugur Dündar proramina basarili olup olmayacagi bir
spikeri sürer miydi, veya emekli Oramiral Atilla Kiyat, savas gemilerinden
birine ismi ve kariyeri olmayan birini mi kaptan yapardi? Hele oranin
basinda ismi de kariyeri de yenisi ile karsilastirilamayacak kadar yüksek
biri varken, hele 'yerli yerli' diye atip tuttuktan sonra isimli ve
kariyerli yerliye isimsiz ve kariyersiz bir yabanci tercihi hangi cagdan ve
anlayistan kalma?=0DElbette, Sayin Lorant'in basarili olmasi en buyuk dilegimiz. Kadrosu yeterli
gizli liderden en cok 5 puan gerideki Fenerbahce sampiyonlugun dogal
ortaklarindan biri. Lorant ile veya Lorantsiz. Ama cikar medyasinin ilk
tökezlemedeki elestirilerini görür gibiyiz. Gecmisteki basarilarina laf
edemedikleri Denizli'ye kiyasla, medyanin akbabalari icin Lorant kolay bir
yem olacak gibi. Hele Lorant'in agresif ve basinla sert iliskileri Almanlar
i bile cileden cikarmisken.=0DLorant'in eski haberlerini okurken, bizi en cok rahatsiz eden haber, gecen
sezon sonunda Bundesliga'da ortaya cikan sike soylentileri ve saibeleri oldu
1860 Münih'in kendi sahasindaki son macini küme düsmek üzere olan Energi
takimina kaybetmesi ve onlari bir nevi kume düsmekten kurtarmasi, takimdaki
futbolcularin basina bununla ilgili Lorant'i suclayan aciklamalar yapmasi
iyiye isaret degil. Ama sevgili Fenerbahce yöneticileri Fenerbahce'nin
sorunlarini cözeceklerine inandiklari ismi bulmuslar, hayirli olsun.=0D
Uzun zamandir, sporumuzdan eksik olan bilimsellikle ilgili olarak Fenerbahce
nin olusturmaya calistigi yeni AR-GE bölümüne, göstermelik kalmamasi ve
basari dileklerimizi sunuyoruz. Gercekten de olusturulmaya calisilan kadro
ve yöntem örnek alinacak bir olusum. Medyamizin onu da daha ilk calismasinda
saptirmaya calismasi moralleri ve inanclari bozmaz umariz.=0D
Bu arada, tüm dostlarimizi yeni actigimiz www.edoturk.net sitemize
bekliyoruz. =0D
Sevgiler...Edip
Sevgi Yoksa Saygi da Yok
Edip Uras (28/12/101)
Mustafa Denizli ne yapsa bu takima yaranamadi. Medyadaki yaygin deyimle:
Kazaninca takim kazandi, kaybedince Denizli kaybetti. Neden yaranamadi?
Fenerbahçe, küçük bir Türkiye. Burada sevilmeyen insan agziyla
kus tutsa, yildizlari yeryüzüne indirse yaranamaz. Biz sevmedigimiz
insani sevmeyiz, sevmemekle kalmayiz takdir de etmeyiz, sevmedigimizi
saymayiz da. Cünkü bizde sevgi ve saygi
küçüklügümüzden beyinlerimize birlikte kazinmistir. Sevgi
yoksa saygi olamaz, takdir olamaz.
Bu sabah Galatasaray'in Ali Sen ve G6mer Cavusoglu'nu kiskandiracak
kadar kötü fanatigi Fatih Altayli 'Yayinci Kurulus' Digitürk'e
serzeniste bulundu. Yozgat - Galatasaray maçinin 'Fenerli gibi'
anlatildigini söyledi. Fatih Altayli gibiler oldukça, Ali Sami
Yen'de Fenerbahçe'ye, Kadiköy'de de Galatasaray'a tamamen ilgisiz
maçlarda küfür edilmesi de kaçinilmaz. Digitürk'ün saskin ve
hemen savunmaya geçen spikeri soramadi Altayli'ya 'Neden Yozgatli gibi
demiyorsunuz da Fenerli gibi diyorsunuz?'
Benim Denizli hakkinda Fenerbahçeli arkadaslarimdan aldigim genel
tepki de su: 'Adam Galatasarayli.' Ne olmus? Yani Galatasarayli diye
aldigi milyon dolara ihanet mi edecek, Galatasaray'a yaranmak için
kendi ismini, kariyerini hiçe mi sayacak, var mi bunun bir örnegi.
Bu kadar koyu Galatasaray'liysa zaten ilk basta gelmezdi takimin basina.
Ustelik, Fenerbahçe'nin altyapisinda çok basarili sonuçlara imza
atan isim de bir Galatasarayli degil mi? Emege saygisizligin bu kadari
insani çileden çikartiyor.
Peki bu sevgisizligin nedeni nedir, düsmanlik derecesine varan,
insanlari tuttuklari takimdan sogutacak kadar itici elektrigi nereden
buluyor Denizli? Tesislerin önünde elinde Fener sapkasi yasindan
basindan utanmadan 'Denizli Istifa' diye girtlagini yirtan amca, ya sen
neden sevmiyorsun Denizli'yi? Ne oldu da, geçen yilin sampiyon teknik
direktörü bu sene bu kadar basarisiz, neden kimse sormuyor? E tabii,
geçen yil futbolcular kazanmisti, bu yil Denizli kaybediyor.
Fenerbahçe, Türkiye içinde bir devlet. Devlet agziyla konusalim:
'Iç ve dis mihraklar' , 'parçalamak bölmek isteyenler' i var. Iki
senedir demedigini birakmayarak takimi ve teknik kadrosunu yipratanlara
simdi medya akbabalari ve yeni kurulacak dengelerde çikar kovalayanlar
da katildi. Düsene vurun gitsin. Sevmiyorsak, saymiyoruz da.
Bu sene güzel bir lig seyrediyoruz, adi degisince içerigi de
degisecek sananlara ragmen basarili bir 'Süper' lig. Hakemlerin ayni
'süper' hatalari ile devam etse de, takimlarin futbol düzeylerinin,
fikir kademelerinin hizla yükseldigi yillari ardarda izliyoruz.
Kafalar farketmeseler de, istemeseler de degisiyor, ikinci lig takimlari
'süper' lere kafa tutabiliyor. Türkiye Kupasinda son sekiz takimin
ikisinin ikinci ligden olmasi tesadüfün degil, fikirlerin
degismesinin bir sonucu. Hersey zaman içinde dogruya dogru gelisiyor.
Iste bu yüzdendir ki, daha önceki yillarda aylar önce isine son
verilebilecek Denizli bir buçuk yildir Fenerbahçe'de. Bir sonraki
asamada, basari ile istikrarin elele oldugu daha da iyi anlasildiginda,
Bati'daki örneklerle ayni düzeylere ulasacagiz. Denizli'nin ipini
çekmeye çalisanlarin Milan'in Terimi göndermesini, yanlis oldugunu
onlarca kez söyledikten sonra, örnek vermesini ne kadar hayretle
izliyorsak, sezonlar boyunca ayni teknik yönetimle sikintilar çeken
Manchester United'in basindaki Alex Ferguson'un simdi basarilariyla
'Sir' ünvani aldigini hatirlatmamasini da kasitli ve çikarci olmasi
nedeniyle üzüntüyle takip ediyoruz.
Yeni yil hepimize güzel futbol dolu günler getirsin.
Sevgiler...Edip
Denizli Ders Alir mi?
Edip Uras (09/12/100)
9 Aralik 2000, Istanbul
Denizli belki yasamadi ama Fenerbahceliler olarak bizler yasadik. Gecen
sezonun en ilginc maclarindan birinde ilk yarisini 2-0 önde
kapattigimiz Kadikoy'deki Bursaspor macini, ikinci yarinin cok buyuk bir
bolumunu 10 kisi oynayan rakibimize son dakikalarda yedigimiz gollerle
2-2'ye getirttik. Bugun Bursa'da belki kadrolari ve teknik direktoru
farkli ama oynanan senaryosu itibariyle tipatip ayni bir Fenerbahce
vardi. 10 kisi kalan rakibine ikinci golu atip rahatlamis, macin
bitmesini bekleyen bikkin ayaklar, macin son bes dakikasinda gelen
gollerle saskin ama kesinlikle bu skoru hakketmis olarak soyunma odasina
gittiler.
Toplum olarak hafizamizin ne kadar zayif oldugu ortada. Sanirim o yuzden
bu gibi olaylara da bu acidan bakmak gerek. Cok zorlu gececek bir macin
basinda golu buldun. Maci rakibe teslim ettin, her deplasmanda yaptigin
gibi. Oysa ustune gidip golu dusunsen tum maci rahat ve gollu
kazanabilirsin. Sans eseri gol yemeden devreyi atlattin. Rakip hakli
olarak gordugu kirmizi kartla 10 kisi kaldi. Yetmedi, ikinci golu de
buldun. Dakika 80. Takimin isi laubalilige vurmus, macin bitmesini
bekler sekilde. Rakibin canini disine takmis ve evine oynayan genc ve
diri bir ekip. Defansini bosvermis, uzerine geliyor. Naaparsin da bu
maci berabere bitirebilirsin. Bunu Denizli'ye macin basinda sorsalardi,
tecrubesi ve futbol gorusuyle guler gecerdi. Ayni Denizli, gore gore,
bagira bagira gelen felaketi bizimle seyretti ve aldigi puanlari
biraktigi gibi soyunma odasina gitti.
Televizyonda hep duyariz. 'Tecrubeli bir takim.' Takim elemanlari genc
de olsa, kulup olarak yasanlar o takimin da hafizasini ve tecrubesini
olusturur. Unutmuyorum, Avrupa Kupasi'da Fiorentina'dan Istanbul'da bir
gol yemistik. Hakem faulu calinca bizimkiler aralarinda baraj mi yapsak
naapsak diye tartisirken Italyanlar oyunu baslatmis, gidip gollerini
atmislardi. Ondan sonra, uzun seneler, o bolgede bir faul olunca hemen
birisi topun basina gidip rakibin topu oyuna erken sokmasini onledi. Bu,
Fiorentina macinda oynayanlar coktan futbolu biraktiktan sonra da devam
etti. Anlasilan, ne Denizli, ne de Fenerbahce gecmisten ders
alamamislar. Sezonun bitmesine cok var ama simdiden iki puanla kacan
sampiyonlukta bu maci hatirlayacagimizi gorur gibiyim. Belki de bu macta
sari lacivertli havlu sahadaydi. Denizli ders alir mi? Bundan sonraki
haftalarda gorecegiz.
Son yillarin en cekismeli liglerinden birini izliyoruz suphesiz. Buyuk
takimlarin puan kaybetme sansi artinca, maclari seyretmek de keyif
haline geliyor. Elbette, bu aksamki maci bir Fenerli olarak seyretmek
keyif vermedi ama sanirim Galatasarayli dostlarim oldukca
keyiflenmislerdir. Ilk yarida tad vermeyen futbol, kirmizi kartla
birlikte canlanan macta kalite olarak olmasa da heyecan olarak ligin
renkli maclarindan biri olarak zayif hafizamizdaki yerini alacak.
Persembe gecesi Hakan Sukur, 88.dakikada o guzel golu attiginda, Inter o
ana kadar oynamadigi oyunun beklemedigi meyvasini aliyordu. Futbol oyle
bir oyundu ki, seyredenler ve oynayanlar icin surprizlerle doluydu.
Hakan macin ilk onbirinde olsaydi, hatta belki de ilk golu atsaydi, su
anda aldigi sevgi mesajlarini alabilir miydi? Bugunden sonra Inter'in
2000-2001 UEFA Kupasi'nda devam etmesinin nedeni sadece Hakan Sukur'un
mucize goludur. Hafizalara boyle gececektir. Hatta belki Inter'li eller
kupaya uzanirsa, bu gol daha da onemli olacak. Hakan Sukur icin sezonun
lehine dondugu an, Hertha Berlin macinin 88.dakikasi, milli maclardaki
sessiz Hakan'in da sonu olur umariz.
Gorusmek uzere... Edip
2002'ye ters kafa
Edip Uras (02/09/100)
Istanbul, 2 Eylul 2000
Yeni sayfa acildi. Milli Takim Ali Sami Yendeki taraftarlara iki kez
dinlettigi 10.Yil Marsi ile Moldovayi gecti ve Dunya Kupasi 2002
elemelerine uc puanli bir baslangic yapti. Mac sonrasi yorumlarda yuzler
guluyor ama herkesin sakli tuttugu bir soru var bence: Okanin cokca
sans kokan golu gelmeseydi ne olacakti?
Senol Gunesin biraz da saglamci bir yaklasimla Galatasaray onbirininden
sahaya surebilecegi herkesi ilk onbire koymasi, onlari, ileride yine
eski bir Galatasarayli Hakan Sukur, Fenerbahceli Rustu ve Ogun ile
ileride Hakanin partneri olarak da Adanasporlu Cenk ile desteklemesi
ilk macinda kendi kurabilecegi yeni bir onbirle kazaya ugrama riskini
azaltmak olarak yorumlanabilir. Bu kadroda Senol Gunes tarafindan
bakildiginda alinan tek risk ligde ilk haftalarda attigi gollerle
gundeme gelen eski Samsun, yeni Adanal? Cenkti. Cenk ilk maci olmasina
karsin elinden geleni yapmaya calisti, macin basinda sansi yaver
gitseydi golle de tanisabilirdi.
Futbolumuzda mesafe aldikca onumuze cikacak en onemli engel, deplasmana
gelen vasat milli takimlarin savunmaya gittikce daha agirlik vermesi
olacak. Avrupanin ilk sekizinde bir takimdan deplasmanda bir puan
cikarmak basarisi pesinde kosacaklar. Bu da futbolumuzun en buyuk
zaafini on plana cikartacak, bunun onlemlerini cok kisa surede almamiz
gerekecek. Nitekim, bugun Moldova takimi karsisinda Okanin golune kadar
zorlandik, o golu de her mac bulamayabiliriz. Teknik olarak bunun caresi
daha seri oynamak, oyunu daha cok kanatlara yaymak ve orta alanda pas
zenginligi ile rakip defansi sasirtabilmekten geciyor. Bunlari yapmaz
da, herhangi bir gol plani olmadan sahaya zaten basarili oyunculari
surerseniz, isiniz ya rakibin yapacagi hatalara, ikinci golumuzde oldugu
gibi sahsi becerilere ya da bu macta oldugu gibi biraz da sansa
kalacaktir. Grubumuzda tartismasiz en formda ve favori takim biz
oldugumuza gore, iceride oynacagimiz tum maclarda, ve hatta bazi
deplasman maclarinda bu tabloyu sik sik yasayacagiz.
Televizyondaki yorumcu Tamburacinin mac hakkinda soyledigi en dogru
sey macin sinir bozucu olduguydu. Tamburacinin bazi yorumlari da bize
sinir bozucu geldiyse de gercekten bu noktada kendisine tamamen
katiliyorum. Ama televizyonda yorum yapan birinin de alternatiflerini ve
carelerini sunmadan, tribun taraftari gibi milli takimi elestirmesini de
biz sinir bozucu bulduk. Mac sonrasi Okanin yaptigi yorum da ilgincti:
Attigim gol kotu oyunumu perdeledi biraz dedi. Oysa ilk yarida takimin
en iyilerindendi Okan. Pas hatalari da yapti ama cok calisti ve orta
alanda oyunumuzu tasiyan oyuncu oldu. Kendi ile yetinmemesi, hirsi ve
mutevazi tavirlarindan dolayi kocaman bir aferin.
Dun Umitler, bugun de A Millilerin aldiklari galibiyetler bizleri
yaniltmasin. Ozellikle milli takimlar seviyesinde sikintili gunler bizi
bekliyor. Eskinin iyi savunma yapip, bos alanlarda cabuk ataklarla
oynayabilen milli takimi artik olmayacak. Su Avrupada bizden daha
formda kac tane milli takim var su aralar? Rakipler alanlarimizi
daraltacak ve en onemlisi once yenilmemeyi dusunerek karsimiza
cikacaklar. Alpay Internet sayfasinda yaziyor: hedef buyutmemiz gerek.
Yakaladigimiz bu hiz bizi Avrupanin milli takimlar seviyesinde
zirvesine cikarabilir. Ancak uzerimize dogru hizla gelen bu buyuk engeli
asmak icin Senol Gunes ve ekibinin ciddi calismalar yapmasi gerek. Her
zaman ters kafalar doksana gitmez. Sonuca gore yorum yapan medyamiz
firsati kacirmayacaktir. Bizden soylemesi...
Futbol Dolu Haftanin Ardindan
Edip Uras (27/08/100)
Istanbul, 27.08.2000
Futbol dolu bir haftayi geride biraktik. Ufkumuz genisledikce, ulke
olarak futbola olan ilgimiz de giderek artiyor. Icinde oldugumuz
organizasyonlar fazlalasiyor ve sonunda futbol denilen keyifli sporda
ulke olarak da yer almanin sefasini suruyoruz. Artik uzaktan gipta ile
baktigimiz ulkeler ve takimlarin arasinda bizler de variz.
Cuma gecesi Monacoda Galatasaray Süper Kupayi kaldirirken bu düsünceler
içindeydik. Su yillarin efsane Real Madridini maça tutunmak için komik
ötesi bir penalti kararina kadar düsüren takim bizim ülkeden. Süper
Kupayi kaldiran kaptan Bülent de yillardir bizim sahalarda. Maç sonrasi
yorumlarda konusulan Belki de böyle birseyi bir daha hiç göremeyiz
zavalliligindan da kurtulursak, artik insanimizin yapabileceklerine
inanirsak, yillar sonra yikabildigimiz bizler ve ecnebiler,
Edirnenin ötesi ve buna benzer kisir döngülerden de kurtulabiliriz.
Bugün Galatasarayin yaptiklarini yarin diger kulüplerimiz ve milli
takimlarimiz da basarabilir. Hatta belki futbol, bize diger alanlarda da
karsimiza aldigimiz küçüklük aynasini kirmamiza yardimci olur.
Artik bizim de milli takimimizda lejyonerler var. Onlardan biri bugün
Birminghamin Villa Park stadinda, sirtindaki Aston Villa formasini
basari ile tasidi ve takiminin en iyilerinden biri oldu. Daha simdiden
takima uyum saglamis görünüyor. Alpay, ilerleyen haftalarda hem Aston
Villaya hem de Premier Lig futboluna daha da alistigi zaman, kulüplerin
transfer listelerinde yükselecektir. Bugün Chelsea karsisinda
izledigimiz Alpay, belki en iyi oyunlarindan birini oynamadi ama bu bile
onun kapasitesinin dünyanin en iyi liglerinden biri olan Premier Lig
mücadelesi için yeterli oldugunu gösterdi. Hakan Sükür, Arif, Tayfun ve
digerleri. Zamanin Avrupa Sampiyonu Danimarkanin bir araya getirdigi
lejyonerler kadrosunun bir benzerini kurmak ve Avrupanin en büyügü
olabilmek milli takimimiz için de hayal degil artik.
Avrupa Kupalarinda kayipsiz olarak ilk turlarda yerimizi aldik.
Besiktasin grubu zor. Bugün baskan Serdar Bilgili bunu iyiye yoruyor.
Zaten basarili olabilmek için büyük rakipleri devirmek gerektigini
söylüyor, dogrudur. Besiktasin kurasinin bir baska önemi, dörtlünün
içinde Leeds Unitedin da olmasi. Hiç ama hiçbir sey bir insanin ölmesi
veya öldürülmesi için bahane veya mazeret olamaz. Istanbuldaki vahset,
iki insanin ölmesi, yasanan sahneler hala gözümüzün önünde. Sevgili
medyamiz ve vurdumduymaz milliyetçiligimiz sagolsun, kamu vicdani
denilen mekanizmanin çalismamasi için herseyi yaptilar ve biz hala
öldürdügümüz Ingilizler için üzülmedik. Hatta ertesi gün maçta,
Galatasaray numaralisinda Onlar da hakketmis diyebilenler vardi. Bu
ülkede poposunu gösteren herkes öldürülseydi, ortalikta ne manken, ne de
sarkici kalirdi, desek, biraz hafif ama çok da sasirtici olmayan bir
benzetme olurdu sanirim. Ingiliz basinin Besiktasi suçlayan yazilar
yazdigini Serdar Bilgiliye söyleyen ve kus beyinli akli sira ortaligi
kizistirmaya çalisan muhabir bozuntusu ise Besiktasin genç baskanindan
gereken cevabi naklen yayinda aldi: Ingiliz basinini ben de takip
ediyorum, böyle bir sey yok. Her iki takimin taraftarinin da
deplasmanlara gitmesini tavsiye ediyorum. Umariz Besiktas ile birlikte
geçen yilki büyük ayibimizi da temizleriz. Galatasarayin açtigi kapidan
diger kulüplerimiz de artik Avrupada karsidaki takimlarin
yenilebilecegini bilerek sahaya çikacaklar ve en önemlisi onlari yenmek
için orada olacaklar.
Tüm bunlardan sonra bir de ligimize bakalim... Üçüncü hafta Ankara
kazasina ugrayan Fenerbahçe için konusmak da yazmak da pek dogru degil.
Defans kurgusundaki bariz hatalar, sans faktörü ile de birlesince
ardarda gelen üç gol, medyanin her zamanki asiri sisirme kadrosunu yere
indirdi. Bir bakima iyi de oldu. Futbolun güzelligi ona verilen emekle
dogru orantilidir. Eger onbir iyi oyuncuya forma verilip sahaya
sürülmesiyle is bitseydi, futbola olan ilgi böyle olmazdi. Her takim
sporunda oldugu gibi yine zaman ve çalisma gerek. Galatasarayin elde
ettigi basarilarin özlemi, her Fenerli gibi bizde de var. Galatasarayin
basarilarinin ardinda Fatih Terimin ilk sezonundaki zorluklari, sabri
ve ilk devre 9 puan geride oldugu gerçegi de var. Fenerbahçedeki teknik
ve futbolcu kadrosu Türkiye Liglerinde sampiyonlugu yakalayabilecek bir
kadrodur. Yakalayacak midir? O da simdi çalismaya, idarecilerin
performanslarina ve zamana kaliyor.
Besiktas, bugün Ankarada Fenerbahçenin oynadigi oyundan da kötü bir
futbol oynadi ama üç puani almasini bildi. Ligde ilk kez Istanbula iyi
bir takim geldi: Rizespor. Ligin güzelligi ve heyecani favorilerin
kaybedecegi puanlarla dogru orantili, o yüzden bunlar sevindirici.
Besiktas maçinin hakemi 33 yasindaki Harun Yigite yapilan tezahuratlar
ve onun oyunda bazi iyi çikislarinin devamini getirememesi yüzünden
gerilimli bir maç oldu. Küfürlü tezahurat önlenmeden ve önlemek için
çaba gösterilmeden kaldirilan tel örgülerin faturasini ilk kim ödeyecek
diye endiseli bir bekleyis içindeyiz. Daha üçüncü haftada, dün Ankarada
bugün Istanbulda sahaya yagan küfür ve pet sise miktarlari ürkütücü.
Haftaya Moldova milli maçi var. Kore ve Japonya yolunda ilk adim önemli.
Hadi bakalim...
Sevgiler...Edip
Dersimiz: Sampiyonlar Ligi'ne Giris
Edip Uras (22/08/100)
Istanbul 23/8/2000
Ve Galatasaray Sampiyonlar Ligi 2001'e biraz gergin bir 10 dakikanin
ardindan bir kez daha merhaba dedi. St Gallen ile Istanbul'da oynanan mac
futbolun aslinda ne kadar da ciddi bir is oldugunu bir kez daha kanitladi.
Bir iki konsantrasyon hatasi, rakibi kucumseme ve bir mac bitmeden digerini
dusunmeye baslama az daha bu senenin yildiz hedefini Galatasaray'in
uzanamayacagi koseye yollayiverecekti.
St Gallen'de iyi oyuncular var, ama takim olarak Galatasaray ile
kiyaslanabilecek bir ekip degil. Bir de buna deplasmanda alinan galibiyet
gelince, Galatasaray icin bu macin zor bir tarafi olmayacagini dusunuyorduk.
Nitekim zor da degildi. 2-2'lik sonuc, bu bosvermis Galatasaray'a karsi bile
St Gallen icin buyuk basaridir. Macin basindan sonuna kadar birebirlerde,
ekip organizasyonunda hep daha iyi gozuken Galatasaray'di. Son paslarda
yapilan konsantrasyon hatalari, biraz tribunlere oynama sevdasi, Erzurum
benzeri bir farki onlerken, yapilan iki basit hata ile neredeyse sezonun
hayal kirikligini tarihe yazacakti.
Macin henuz basinda, Taffarel'in kendisine gelen geri pasi, kale sahasinda
kucaklamasindan baslayan hatalar ve bosvermislikler zinciri, bir macta
kaleciye donme rekoru ile butunlesip sonunda bu sezonun devaminda
Galatasaray'li oyunculara ve ozellikle Lucescu'ya bir ders niteligine
donustu. Kim dersini ne kadar aldi, onu gorecegiz. Sorulmasi gereken bir
soru daha var ki, eminim Galatasaray'li dostlar bunu bu gece bircok kez
sormuslardir kendilerine : Terim olsaydi, saha kenarindan bu hareketlere
seyirci kalir miydi? Diger forvetler dokulurken, ceza sahasindaki tek gol
silahi Jardel'i oyundan alir miydi? Rakip ozellikle ikinci yarinin basinda
kabak cicegi gibi acilmisken, bire iki yakalanan defanstaki aciklari sadece
dikkatsizlik yuzunden harcayan oyuncularini nasil etkilerdi?
Sonunda Sampiyonlar Ligi kapisi aralandi, ve hem 2-2'ye hem de Sampiyonlar
Ligi'ne nasil bu kadar yakinlastiklarina inanamayan ve mac sonrasi saclarini
baslarini yolan St Gallen'li futbolcularin yanindan gecilerek bu seneki
maceraya adim atildi. Simdilik onemli olan da bu gibi gozukuyor...
Bir baska onemli olan, Ali Sami Yen'de bugun arkadaslarina ornek olmasi
gereken bir Okan'in varligi. Varini yogunu ortaya koyarak oynadi, kostu,
pres yapti. Defansa yardim etti. hucuma top tasidi. Hani kliselerden birini
secmek gerekirse: sahada basmadik yer birakmadi. Bir baskasini isterseniz:
parmak isirtti.
Basariya doymus seyirci, 'nasilsa eledik' dusuncesiyle olsa gerek, Sami
Yen'i bos biraktilar bu gece. 'Kapali surgunu', 'gercek' kapali oldugunu
iddia eden bir grup yeni acik tarafindan yaptigi tezahuratlarla diger
kesimlerden tepki aliyor. Kapali ve numarali tribun olaya biraz uzak. St
Gallen, tahmin ettigi 'cehennem' atmosferi bulamamistir eminim. Galatasaray
tribunu icin tehlike canlari bunlar. Haftasonu Kadikoy'deki atmosferden
sonra, tel orgunlerin neden Kadikoy'de kalkarken, Sami Yen'de durduguna ben
akil erdiremedim dogrusu.
Basarilarin siradanlasmasi, eskiden Istanbul'u ayaga kaldiracak bir
Sampiyonlar Ligi kutlamasinin yoklugu, futbolumuzun geldigi cizgiyi gormek
acisindan onemli. Bizce daha da onemlisi, ekiplerin, kuluplerin ve tabii ki
bireylerin psikolojik olarak surekli yeni basarilarin pesinde kosmasi
geregi. Hayatin heyecani burada cunku.
Sevgiler . . . Edip
Basarinin Adi
Edip Uras (21/05/100)
Istanbul, 21 Mayis 2000
Dort yil once Ingiltere'nin Nottingham kentinde aksam saatleri. Fatih Terim
milli takimin basinda Hirvatistan karsisinda. Macin son dakikalarinda
Vlajovic'in o sonsuzluga uzayan saniyelerde gelisen kontratagi ve Alpay ve
Rustu'nun ardindaki aglarla bulusmasi. Gol atamadan biten bir Avrupa
Sampiyonasi macerasinin aci dolu ilk kareleri...
Rustu'nun o macta ikinci yarida korudugu kalenin arkasindaki tribunlerdeki
koltugun aynisina Kopenhag'in Parken Stadi'nda oturdugumda bir zaman
tuneline girmis gibi oldum. Iste ayni Fatih Terim dort yil sonra bu kez
Galatasaray'in basinda sahadaydi. Asagida onumde yine bir kalenin aglari, bu
kez Popescu'nun penaltisi ile havalandiginda Kupa-2'de takimini mutlu sona
ulastiran teknik direktordu o.
Terim yaptigi aciklamalarda 'Biz futbol altyapisi saglam bir ulke degiliz,
basari sadece Galatasaray'indir' diyor. Aslinda bunu soylemekle dort yil
onceki milli takimdan beri nasil degiserek, geliserek ve hatta evrimleserek,
o sampiyonanin 'caylak' hocasindan bugunun sampiyon teknik direktorune
geldiginin de farkinda oldugunu anlatiyor. Basarinin adi ona gore de Fatih
Terim'dir.
Basari yakalandiktan sonra ona isimler vermek, methiyeler duzmek ve konu ile
ilgili ilgisiz herkesi ve herseyi kocaman bir kazana atip ayni sekilde
degerlendirmek bizlere has bir yontem. Tipki basarisizliklarda da yaptigimiz
gibi. Kupanin tozu dumani durulduktan sonra basarilanin ekran ve gazete
kagitlarindaki 'medya maymunlari' nin sunmaya calistigindan cok daha derin
ve cok daha kapsamli oldugu anlasilacak mutlaka. Bundan sadece birkac sene
once 'UEFA Kupasi'nin aldik' sozu cocuklarin mahalle arasinda yaptiklari
maclarda kurduklari fantezilerden uzaga gitmezken, kupanin Kopenhag'da
sari-kirmizili ellerde yukselmesinin gercekligine varmak bizler icin
basarinin tekrarini getirebilmenin tek yolu.
Galatasaray'in dort yillik yukselisinin nedenlerinin dogru irdelenmemesi bu
UEFA Kupasi'ni da 1954 Macaristan zaferi gibi torunlara anlatilan bir masala
cevirebilir. Oysa biz alistik bu ise, guzel olana baglanircasina baglandik.
Ligimizden beklenen artik kisir derbi cekismelerinden oteye tasindi.
Hedefler buyudu, erisilmez artik yanibasimizda.
Bize kahramanlar gerek. Tapilacak insanlar. Bu gercek futbol zaferinde de
bir tane yarattik. Fatih Terim, dort yil oncenin mahcup teknik direktoru,
simdi yanilamaz bir futbol dehasi, amator takimlari Avrupa'da basaridan
basariya kosturabilecek kudrette bir buyucu...
En kucuk taraftarindan baslayarak, futbolun gerektirdigi tum unsurlarin
uyumla calismasi ve hedefe inanmasi ile gelen bir kupa oysa bu. On kisi
kalmis bir takimin, bir Avrupa devi karsisinda ikinci uzatma devresinde
rakip sahada alti kisi ile pres yapmasi ile gelen bir kupa. Oyun icindeki
dalgalanmalarda, rakibin en baskin ve bunaltici oldugunda bile yeniden denge
kurabilmenin sogukkanliligi ile gelen bir kupa. Istanbul'da ve deplasmanda,
en uzak maclarda bile rakipten her zaman baskin, her zaman daha renkli bir
taraftar ile gelen bir kupa. Calisma ile, ter ile, futbolun icinde neler
varsa, onlarla gelen bir kupa. Bu Fatih Terim'in degil, Galatasaray'in
kupasi.
Simdi, macin uzerinden henuz bir hafta bile gecmemisken, basari oykulerini
tuketen medya Fatih Terim ile Hakan Sukur'u karsi karsiya getirmeyi basardi
bile. Ilerleyen gunlerde medyamizin ilk gorevi, bu takimi delik desik ederek
bir baska dramatik olay uzerinden prim yapmak olacak. Terim'ler gelir,
Sukur'ler gider. Galatasaray gosterdi ki, kupalari yildiz topluluklari degil
futbol takimlari aliyor.
Kopenhag'da mac sonu... Sari-kirmizi inleyen tribunler ve koca bir ulke.
Artik daha baska hedeflere yurumenin zamani. Avrupa'da basarinin surekli
olacagi sezonlarin baslangici. Ilk kez yuruyen bir cocugun gozlerindeki
pirilti, neler yapabilecegini anlamis olmanin sevinci ve saskinligi
uzerimizde.
Futbolumuza nice piriltili sabahlar.
Amatörluk Guzeldir
Edip Uras (18/12/99)
Kayseri, 18 Aralik 1999
'Taksim Stadi'nda Galatasaray ile oynadik. Maçi 2-1 kazandik. Disari çiktigimda
cebimde sadece 5 kurus vardi. Kadiköy vapuru da Karaköy'de. Staddan Karaköy'e
kadar yürüdüm.' Bir Fenerbahçeli futbolcunun altmis yil önce yasadiklarindan
bir kesit. Cebinde parasi olmadigi için üç dört kilometre yolu yürüyen bir yildiz,
hem de bir derbi galibiyeti sonrasinda. Ve simdi altmis yil sonra son
model arabalariyla tesislerden çikan futbolcular. Kulüp için, takim arkadaslar
için, taraftar için ter döken, futbolu geçim degil spor için yapan gerçek insanlardan
altmis yil sonra gelinen bu nokta.
Inançsizligin, dönekligin adinin 'Ben Profesyonelim' e dönüstürüldügü bir çagdayiz
maalesef. 'Ben Profesyonelim' demenin aslinda 'Paradan baska birseyi takmam'
demek olmadiginin bilincinde olmadan. Ruhsuz futbolcular, ruhsuz yöneticiler;
inanmadan, çalismadan, ugrasmadan, basarmadan 'Ben Profesyonelim' maskesini
takip isin içinden çikiverenler.
Sarkisinin adini yanlis yaziyorsam Emrah beni affetsin; 'Sevdim mi tam severim,
silersem bir kalemde' Tezatlar ülkesi burasi. Klasik konserden sonra fasilda
göbek atilir, trafik isiklarinin altinda trafik polisleri olur, viskinin yaninda
lahmacun yenir buralarda. Takim galipse kahraman, yenikse haindir. Yönetimler
basarilarda en önde, basarisizliklarda siginaklarindadirlar.
Televizyonlarda ardarda Dereagzi'nda Rüstü'yü tekmeleyenleri seyrederken, bunlarin
'boklu dere'den çikan yaratiklar oldugunu düsünmek istedim sik sik. Sonra
ayni yaratiklar Fulya'daydilar, yarin Florya'da, öteki gün Avni Aker'de olacaklar.
Kah futbolcular sirtlarinda, kah ayaklar altinda olacak. Sadece boklu derenin
ürünleri degil bunlar, hepimizin.
Medya farkli mi? Nasil olabilir ki, bizim sevgili toplum aynamiz! Ver veristir.
Konuya sadece at gözlükleriyle bak. Hülya Avsar'a Besiktas'i, Ibrahim Tatlises'e
Fenerbahçe'yi sor. Ayni görüntü karelerini göster, göster, göster...
Ya futbolcular! Transfer dönemlerinin 'Ben Profesyonelim' adamlari. Ciddiyetten
uzak, televolelere yakin, futbol fakirleri. Sistem kurbanlari. Bugün Zeman'in
sistemi, yarin baskasininki. Galibiyeti unutan ayaklar, transfer döneminin
gevezeleri.
Rüstü'nün yaratiklari imdatlarina yetistiler. 'Küstük, oynamiyoruz' deme haklarini
kullandilar. Simdi sira taraftarda. Onlar da 'Biz küstük' deme haklarini
kullanmalilar. Maçlara çikmamalilar, tribünlere gelmemeliler. Ben sahsi boykotumu
baslattim, herkesi beklerim. 'Iyi gün, kötü gün' duygu sömürüsü ise çok uzak
artik. 'Kötü gün' sanssizliklardir, çabalarin bosa çikmasidir. Beceriksizlikler
ver inançsizliklar degil. Futbolu böylesine unutan profesyonellerin altlarindaki
son model arabalardan, oturduklari villalardan, yaristirdiklari atlardan bikmadik mi?
Profesyonel imkanlarini onlara saglayan bir 'sponsor' olarak bu hakli tepkiyi
herkesden bekliyorum.
Yönetici kiligindaki arkadaslar da artik daha komik olmadan Fenerbahçe'yi rahat
biraksinlar. Beceriksizlik ve basiretsizlik seviyelerini daha ne kadar asagi
çekebileceklerini ne ben ne de diger Fenerbahçeliler görmek istemiyoruz.
Altmis yil önce Taksim Stadi'ndan Karaköy vapur iskelesine yürüyen benim rahmetli
dedemdi. Eminim simdi o, sahada bile yürümeye üsenen 'profesyonel' lere bakip
düsünüyordur, 'Amatör olmak güzelmis.'
Sergen'i Kim Yedi ?
Edip Uras (14/12/99)
13 Aralik 1999, Istanbul
Fener - Bursa maçindan sonra eve dönünceye kadar kendime yaptigim maç degerlendirmelerinde
Sergen nasibini pek almamisti. O beceriksizlikten Sergen'i sorumlu tutmak pek
aklima gelmedigindendir, belki de spor ahlaki eksikligine ragmen Sergen'in gerçekten
verimli olabilecegi yerde oynatilmadigini düsünmemdendir. Belki iyi niyetimdendir,
Sergen'in bilerek gol kaçiracak kadar küçülmeyecegini düsünmem. Ama sonuç olarak,
televizyonlarin görüntüsüz spor programlarinda herkesin Sergen'e yüklenmesine
sasirdim.
Olay bir anda patladi, bir anda çözüldü, Sergen'e bozuk mal muamelesi yaparak
sahibine teslim ettik. Fadil Akgündüz Imza marka otomobillerini de begenmeyenler
olursa bu kadar kolay iade kabul edecek mi meraklaniyorum aslinda ama olsun,
o da 'kosulsuz müsteri memnuniyeti' adina olayi büyütmeden halletti. Fener'in
disiplinsizlik sorunu da çözülmüs oldu.
Ama o da ne? Göztepe maçindan sonra yine ayni hüsran. Boliç'in adi öylesine
beceriksize çikmis ki, Göztepe maçinda kaçirdigi gol için kimse art niyetli
düsünemedi. Boliç nasilsa kaçirir dediler. Bursa maçinda biraz kipirdanan Boliç
de yine eski haline dönmenin mutlulugunu yasamistir maçtan sonra. Demek sorunun
hepsi Sergen degilmis. Veya Sergenmis de Sergen öyle bir tahribat yapmis ki,
artik Fener bütün sene toparlanamayacak kadar hasar görmüs.
Ridvan'a verilmeyen zaman, 4-3-3'de israr eden Zeman'a verilecek mi? Bence verilmeli.
Fenerbahçeli yöneticilerin kulübe ve camiaya verecegi bir sey kaldiysa, bu da
Zeman'a zaman olmali. Ben en son Ridvan'a zaman verilmeli dedigimden birkaç
gün sonra Ridvan artik teknik direktör degildi. Belki de Zeman'in kaderini Pendik
maçi belirler.
Tugay dün Glasgow'a, Iskoç liginin devlerinden Rangers ile görüsmeye gitti.
Galatasaray'in bes dakikalik yildizi için de, milli takim için de güzel bir
sans. Umarim hemen sonuca ulasir ve bu transfer de diger denemeler gibi hüsranla
bitenlerden olmaz.
Dün Sami Yen'in yesil çimlerinde birkez daha Galatasaray'in ligde futbol anlayisi
olarak rakiplerinden ne kadar uzakta olduguna sahit olduk. Besiktas hafta
içinde maç oynamamasina ragmen, maç ve stres yorgunu rakibinden daha bitkin
gözüktü. 1-0 maçin hakki sonuç degildi, Besiktas da zaten dört bes gollü maçtan
böylesine ucuz kurtulduguna sevinmis olmali.
Peki ya Sergen? Onu kim yedi? Dün Fatih Terim katildigi spor programinda 'Ben
Sergen'i oynatirim' dedi. Bu ayi mi, maymun mu ki oynatabilmek veya oynatamamak
sorunumuz var. Sergen kendi basina bir varlik degil mi acaba? Yine Terim diyor
ki 'Iyi oyuncularin kredileri de ona göre fazladir.' Sergen milli takima Avrupa
Sampiyonasinda lazim. Erman Toroglu'nun programi vardi bir zamanlar; 'Oynatalim!'
ICIMIZDEKI IRLANDALILAR
Edip Uras (06/12/99)
Istanbul, 6 Aralik 1999
Bursa'daki heyecan kasirgasi biteli epey oldu. Artik 12 Aralik'ta kurada belli
olacak olan Avrupa Sampiyonasi'ndaki rakiplerimizi beklemeye basladik. Geçenlerde
Denizli diyor ki 'Bana hangi takimi istedigimi soruyorlar, ben hepsini istiyorum,
onbesini de istiyorum. Bizi Avrupa'da yenecek takim yok.' Denizli bir bakima
Avrupa Sampiyonlugunu düsünüyor. Tabii yine kendi deyisiyle 'Sahadisi oyunlar
oynamazlarsa'.
Milli takimin bu basarisi Galatasaray disinda genelde futbolumuza yansimis degil.
Ligimizde oynanan futbola bakinca bunu görmek zor degil. Ligde gerçekten futbol
oynayan az takim var. Bunlardan biri Galatasaray deniyor. Geçen Pazar uzun süre
sonra ilk kez Ali Sami Yen Stadi'ndaydim. Bir Fenerli gözüyle, Erzurumspor maç
ni seyrettim. On kisi kalmasina ragmen sahada daha çokmus gibi gözüken Galatasaray'di.
Erzurumspor silahlarini biraz daha ekonomik olarak kullansa bir sürpriz yapabilirdi
belki, ama alacagi beraberlik dahi bu iki takim karsilastirildiginda sürprizden
öteye geçemezdi. Ayni ligde oynayan iki takim arasindaki uçurum futbolumuzun
belli bir elit kesim disinda hala eskilerde kaldiginin göstergesi. Avrupa Sampiyonu
olmaya aday bir ülkede bu kadar fark dogal mi acaba.
Eskilerde, milli takim maç kaybettiginde, ne adamlarin alt yapisini birakirdik,
ne onlarin büyük ekollerini. Biz kim Ingiltere'yi Almanya'yi yenmek kim,
adamlar çocukluktan basliyorlar bu ise laflari girla giderdi. Biz de milli takim
basarilari baska bahara der dururduk. O zamanlar bir baska kesim milli tak
min bir alt yapi degil, bir üst yapi sorunu oldugunu diretti durdu, ve görünüse
göre de hakli çiktilar. Altin adamlar milli takimi olusturdular ve artik Avrupa
Sampiyonlugu erisilmez degil. Ya gerisi ne yapiyor, iste orada biraz takiliyoruz.
Fenerbahçe malum. Antalya maçini kazandi ama taraftarini da son saniyelere kadar
diken üstünde tuttu. Sisteme henüz uyum saglayamadigindan ve antrenman eksikliginden
yedek soyunan Sergen'in bir topuguna kadar gidip dayandi Fener'in üç puani.
Bursa maçi ise inanilmazin son duragiydi. Zamanda yolculuk icat olsa da maçin
46. dakikasina geri dönülseydi eger, birisi çok zengin olabilirdi. 10 kisi
kalmis Bursaspor karsisinda 2-0 önde olan Fener'in maçta puan kaybedecegine
iddiaya girecek birini taniyor musunuz? Besiktas ve Trabzon da bu sene iç açici
degil. Kör topal, gün kurtaran ve hatta onu bile kurtarmayan sonuçlarla ilerliyorlar.
Sevgili medya bu basarisizliklarla ugrasirken, 'büyük' takimlarimiza kafa tutan
'Anadolu' takimlarinin basarilarina yeterince yer vermiyorlar. Bu konuda çesitli
yazarlarin serzenislerini okuyoruz. Peki acaba su soruyu soran var mi? Acaba
Anadolu takimlari mi mükemmel bir çikista yoksa genelde ligimizde oynanan futbol
mu iniste? Eli yüzü düzgün futbol oynayan neredeyse tek takim Galatasaray, o
da on kisi kalmasina ragmen zorlanmadan maç kazanabiliyor.
Bir hafta önceki Galatasaray - Erzurum ve bu haftaki Fenerbahçe - Bursaspor
maçlarindaki tezat, ligimizin mutlu sonuna oynayan en iddiali takimlarin arasindaki
farki da tüm çiplakligiyla gözler önüne serdi. Bir hafta önce, maç 0-0
giderken 10 kisi kalmasina ragmen 4 gol bulan Galatasaray, bir hafta sonra 2-0
öndeyken rakip 10 kisi kalmasina ragmen aldigi puanlari geri veren Fenerbahçe.
Bursaspor maçi sonrasi televizyonlardaki öfke görüntülerine bakmayin. Seyirci
o kadar sasirdi ki, dogru dürüst kizamadi bile. Ben kendi adima, sonu hiç beklenmedik
bir macera filmi seyretmis gibi oldum. Siradan giden bir filmde, hani birden
hollwoodvari bir son gelir de sinemadan kalabalik halinde çikarken hala beyaz
perdeye bakarsiniz da birseylerin normale dönmesini beklersiniz ya, öyle. Baktim,
seyircilerin çogu da dönüp dönüp yesil çimlere baktilar, bir de artik sahalarimizda
ender görülen 'manuel' skor levhasina. Kimse de çikip, 'Saka Yaptik!'
demedi.
Karbüratörü arizali araba gibi hoplaya ziplaya giden ligimizde bunlar belki
de dogaldir. Ust yapi - alt yapi tartismalarinda haklilar haksizlar belli oldu.
Oldu olmasina da ortalik gittikçe futbol kalitesi düsen, mahalli itis kakis
mizla, Avrupa Sampiyonlugu hiç de hayal olmayan yildizi parlayan milli takimimiza
kaldi. Istenilen bu muydu sizce?
Zemane Takimi
Edip Uras (17/10/99)
16 Ekim 1999
Iyi ki gecen yazimda Fener ve Ridvan için sabir ve zaman istemisim. Spor
kamuoyu dileklerimi zaman yerine 'Zeman' ile yerine getirince Fenerbahce de
yeni bir kaosun içine suruklenmis oldu. Iyi de oldu; Zeman'li Fenerbahce
ilk lig maçinda Trabzon'da biraktigi üç puan ve iki kirmizi kartla
felaketlerle dolu 99-2000 macerasinin yeni bölümlerine dogru sürüklendi.
Bakalim, kahramanlarimiz gelecek haftalarda ne gibi maceralarla
karsilasacaklar.
Maçlari seyredemiyoruz tabii, sahsen ve tek basima uyguladigim Teleon
boykotu henüz ses getirmedigi gibi, olan görüntüsüz spor programlarinda
sinir krizleri geçiren bana oluyor. Bununla birlikte Fenerbahçe stadinda bu
sezon üç kez izleme serefine nail oldugum Fenerbahçe'nin Trabzon'da aldigi
sonuç da hiç sürpriz sayilmamali.
Her takim oyununun ortak özelligidir: bireyler teker teker ne kadar iyi
olurlarsa olsunlar, takim olamadiktan sonra sürekli basari gelmez.
Bireylerin sahsi hünerleri yaninda, takim olarak islerlikleri en ön
plandadir. O yüzdendir ki yildizlar karmasi yaratabildikleri halde paranin
-iyi ki- satin alamadigi 'takim ruhu' yüzünden birçok kulüp hayal
kirikliklari ile basbasa kaldilar. Iste Real Madrid. Iste AC Milan. Iste
Chelsea. Kagit üzerinde bir idealler kadrosu kursaniz, bu kadrolardan fazla
uzaklasmaniz mümkün degil. Ancak o kurdugunuz kadronun takima dönüsmesi,
hem zaman, hem çalisma hem de ustalik ister. Bu da teknik direktör ve
yönetici dedigimiz insanlarin isi. Futbolun güzelligi burada yatiyor.
Ingiltere'deki kupa maçlarinda ikinci ligden bir ekibin Premier Lig
takimlarina karsi koyabilmesinin de nedeni bu, ayni oyuncularin
Fenerbahçe'de ayri Milli Takimda tamamen ayri kisilikler sergilemesinin
nedeni de...
Sözün milli takima geldigi bu satirlarda, sanmayin ki Almanya maçindan söz
edecegim. Almanya maçi, her ne kadar Türkiye'nin basarili futboluna sahne
olduysa da, basinimizin abarttigi maç degildi bana kalirsa. Benim sözünü
ettigim milli takim istikrar yakalamis, 17 puan toplamis milli takim.
Herkesin kolayca gözlemleyebilecegi gibi bu takimin yarisi Fenerbahçeli.
Yine kolayca gözlemlenebilir ki, Fenerbahçenin diger yarisi da
kariyerlerini kanitlamis futbolculardan kurulu. Peki, basaridan vazgeçtik,
futbol nerede? Birinci ligimizde orta siralara oynayan herhangi bir
takimdan farksiz MTK karsisinda dökülenlerin, Münih Olimpiyat Stadindaki
halleri nasil açiklanmali?
Yine döndük basa... Herseyden önce takim olmalisiniz...
Okul takimlarindan profesyonel kulüp takimlarina kadar gözlemlenebilecek
ortak özellikler var. O kulübün içindeki atmosferin, takim bireylerine
verilen maddi güvencelerin, disiplinin büyük rol oynadigi gerçek, ama
herseyden önemlisi istikrar ve güven. Her an gidebilecek hoca, 'yukaridan'
yapilan müdahaleler, takim olabilmenin panzehirleri. Bunlardan tümünün
mevcut oldugu Fenerbahçe'nin de bir türlü takim olamamasina sasirmamali.
Zeman ile yapilan sözlesmedeki maddeye bakin: Her iki taraf da istedikleri
zaman sözlesmeyi herhangi bir tazminata vs gerek kalmadan feshedebilirmis.
Her an gidebilecek bir hocanin oturtabilecegi disiplin ne kadar olur, siz
karar verin... Ya suna ne demeli, baskan demis ki, eger sampiyon olursak
Zeman ile yeniden anlasabiliriz. Olamazsak, o da gitti... Takim olmadan
sampiyonluk olur mu? Zaman olmadan Zeman takim yaratabilir mi? Yine döndük
basa...
Yönetimin zamani Mart ayinda doluyor, Ekim ayinda sezon basinda yola
çiktigin teknik direktörünü gönderiyorsun. Mart'a kadar idare... Ne diye
istifa edelim diyorsun. Istifa olmasa da sürekli istifra halindesin. Sessiz
sedasiz oldugun ve iyi de para verdigin için 'kamuoyumuz' olaya 'zavalli
baskan, iyi niyetli ama olmuyor iste' gibisinden zavalli yorumlara
sevkediliyor. Dön bakalim sevgili çark. Ögüt geride Fenerbahçe'den neler
kaldiysa...
Geçenlerde seyrettim, bir Walt Disney filmi: Böcegin Dünyasi. Kötü karakter
çekirge karincalarin liderine diyor ki: 'Liderligin ilk kurali: Hersey
liderin suçudur.' Siz bu filmi seyrettiniz mi Sayin Yildirim?
Sevgiler...Edip
Sarsildik
Edip Uras (08/09/99)
Sarsildik. Hem de öyle derinden ve kökten sarsildik. Iliklerimize kadar
ölüm korkusunu hissettik önce, sonra ölenlerin acilarini. Evsiz binlerin
haykirislarini duyduk ardindan. Ve hersey yine normale dönmeye basladi.
Yine futbol konusabiliyoruz bazilarimiz, yine spor diyoruz aklimiz baska
yerlere gitmesin diye.
Galatasaray, estirilen baris rüzgarlarinin etkisiyle Atina'lilarla
kaynasti, milli takim Ada futbolunun son yillardaki mahçup takimi Kuzey
Irlanda'dan galibiyetle döndü. Çadirkentlerde kalanlar bir an için de olsa
ardarda gelen gollerle havalara siçradilar, günlerdir ilk kez gülümsediler belki.
Yakinda ligler de yeniden baslayacak, acilar artik toplumdan bizzat içinde
yasayanlara dogru akacak. Sevgili ülkemizde herseyi oldugu gibi bunu da
geri planda birakacak 'sok' gelismeler olacak.
Milli takimin son galibiyetini zafer veya bir destan olarak yansitmaya
çalisan medyaya ise hiç sözüm yok. Artik ardarda gelen bu basarilarin
hazmedilmeye baslanmasinin zamanidir diye düsünüyorum. Her iki takimin
kapasite ve kalitelerine bakarsaniz zaten Cumartesi günü Türkiye Milli
takiminin aldigi sonucun kimseyi sasirtmamasi gerektigini de görürsünüz.
Artik Türkiye Avrupa'da söz sahibi bir futbol ülkesi olma yolunda.
Sampiyonumuz Avusturya sampiyonu ile oynadi. Güle oynaya tur atladi.
Baska türlüsü beklemezdi zaten; Rapid bizim ligde oynasa ilk bese girmekte epey
zorlanir. Kuzey Irlanda takimi ise bize oranla çok zayif. Bundan sonra
basari, zafer, hatta destan tanimlari ancak Euro 2000'de oynanabilecek bir
çeyrek final olabilir. Avrupa'da ilk sekiz. Bu milli takim için de diger
tüm kulüp takimlarimiz için de bundan sonra böyle bellenmeli.
Fenerbahçe'nin son yillardaki gözle görünen düsüsü ise Türkiye'nin genel
trendinin tam öteki ucunda. Kuzey Irlanda karsisindaki takima bakiniz;
Rüstü, Alpay, Abdullah, Ogün, Sergen, Tayfun. Hepsi ilk onbirde. edekler
arasinda Saffet Akbas. Bu kriterden yola çikildiginda zaten milli takimin
iskeletini olusturan bir kadronun ligde gösterdigi veya gösteremedigi
performans sasirticidan da öte.
Gel simdi çik isin içinden. Fenerbahçeli olarak benim çözemedigim, çözsem
de kabul etmek istemedigim bir bilmece. Baskanindan futbolcusuna, oradan
taraftarina herkesin sampiyonluk bir yana güzel futbol oynayan bir takima
hasret oldugu bir büyük kulüp milyarlari harcayip bir takim olusturursa, ve
bu takim sahada ne yapacagini bilemezse bunun nedeni nedir?
Ridvan degil bunun nedeni. Ridvan'in futbol bilgisi, kendi
futbolculugundaki becerisi ve bu ise verdigi enerjisi belli. Oynayamayan
bir takimdan ziyade kenar yanlislari Ridvan için eksi puanlar
olusturabilir. Kocaeli maçinda bunlardan birkaçini da gördük, ama takimin
genel 'ne yapacagini bilememe' sendromundan dolayi Ridvan'i suçlamak yanlis olur.
Yönetim de degil bunun nedeni. Yukarida saydik. Avrupa'nin en hizli
yükselen milli takimlarindan birinin iskeleti, Güney Amerika, Portekiz,
Bosna Hersek, Romanya ve hatta Almanya milli takimlarinda dogrudan kadroya
giren futbolcularla bu takimin takviyesi. Eh, bundan iyisi Samda kayisi.
Taraftar hiç sorumlu degil bu olanlardan. Onlar ki bu hüsran ve yanlis dolu
sezonlarin ardindan yine ve yeniden Fenerbahçelerini sen görebilmek için
stadlari doldurmaya devam ediyorlar.
Futbolcular, malzemeciler, stadda yer gösterenler, gazeteciler, akil
hocalari vs, vs. Hiçbiri suçlu degil. Herkes elinden geleni ardina
koymuyor, bu takimin bir yerlere varmasini gönülden istiyor. Öyleyse ne?
Benim bu soruna verebildigim tek bir yanit var. Bu bizim sabirsizligimiz,
bu bizim kendimize güvensizligimiz, bu bizim korkularimiz. Birakin Ridvan'i
rahat, birakin bu takimi rahat. Onlar kendi kendilerine bu ligi daha da
renklendirecek Fenerbahçe'yi kuracaklar. Sadece zamana ve arkalarinda
onlara sürekli sahip çikan kuvvetli bir yönetime ihtiyaçlari var. Akil
veren çok oldugunda çözüme ulasmak da o kadar zorlaniyor. Lider eksikligi
kendini hissettiriyor. Herkes firkrini söylesin ama patron tek olsun,
korkusuz ve sorumlulugunun bilincinde olsun. Egrisi ve dogrusu benim desin,
ancak o zaman biryerlere varilabilir.
Hepimize yeniden geçmis olsun. Bu sarsintinin, hepimizi benlik olarak da
temelden sarsip kendine getirmesi dilegiyle,
Sevgiler...Edip