Edip Uras

© Edip Uras, edip.uras@cimbom.org

Suren Sacmaliklar

25/Mart/1998, Istanbul
Ligin sonu yaklasti ya, herkes yaptiklarinin daha hosgorulecegini saniyor olmali. Ali Sen gitti gideli, spor kamuoyunda boslugunun doldurulamayagini dusunmus olmalilar, baska cenesi dusuk baskanlar turedi. Su gunlerde en formda olani hic suphesiz Faruk Suren.

3-1'lik Genclerbirligi galibiyetinden sonra cikip 'Yine 14 kisiye karsi oynadik, zaten her macimizi 14 kisiye karsi oynuyoruz' gibilerinden bir demec patlatti, ben de milyonlarca insanla ayni anda bu demeci kulaklarimla duydum. Faruk Bey, rakip takimin yedeklerinden bahsetmiyorsa, o muthis yaratici zekasiyla hakemlerden dert yanmanin bir yolunu bulmus. Oyle bir sezon geciriyoruz ki, herhalde hakemlerden sikayet edebilecek son takim Galatasaray'dir. Buna ragmen, ozellikle de iyi oynanip kazanilmis bir mactan sonra boylesine bir aciklamanin amaci ne olabilir diye dusundum, bulamadim. Belki o kadar muhabiri karsisinda gorunce heyecanlanip sacmalamistir. Bu maalesef aklima gelen en iyimser ve en uzak ihtimale sahip teori.

Yahu bu adama ne oldu... Kendi halinde, sessiz sakin, efendi gorunuslu bir insandi. Turkiye'nin en buyuk kuluplerinden birinin de basinda. Hatta oyle bir kulubun basinda ki, o kulup taraftarinin bir kismi butun Turkiye gerceklerini reddederek ve tribunlere bakmayi ihmal ederek, hala kendi taraftarini sarayli, okullu, diger taraftarlari halktan ve siradan gorur. Fularlarini takip, tam bir beyefendi uslubuyla gulumseyerek kisa ve oz konustugunda, onu da bu seckin camiaya yakistirmis ve hatta uzulerek itiraf ediyorum begenmistik. Megerse dedikleri ne kadar dogruymus: 'Biliyorsan konus ders alsinlar, bilmiyorsan sus adam sansinlar.' Adam sanarken konusmaya baslayinca bir cuval inciri berbat etti.

Ben kendi adima Ali Sen'i pek sevmem. Yonetici olarak tarzini begenmem, yaptigi iyi isleri takdir ederim ama iyiden cok kotu seylere imza attigini dusunurum. Turkiye'de sporda siddetin, tribunde kufurun Ali Sen ile basladigini iddia edenlere ise sadece tebessum edebiliyorum. Senelerce iclerinde sakladiklari bu cevheri Turk insaninda Ali Sen'in kesfettigini iddia etmek herhalde Sen'e fazla kredi vermek olur. Faruk Suren ise Ali Sen gittiginden beri artan bir dozla ona benzeme egilimleri gosteriyor, ama sadece kotu bir Ali Sen kopyasi olarak objektiflere ziyan goruntuler veriyor.

Turkiye gercekleri, idealist fikirlerin fazla yasamasina izin vermiyor. Suren de herhalde bunun en guzel ornegi. Herkes tuttugu takimla ozdeslesmis ogelerin en ideal, en istenilen olculerde olmasini arzu eder. Takim kadrosundan teknik direktorune, baskanindan yoneticisine, amigosundan taraftarina, hep kendi takimini farkli gormek ister. Ama bazen olcuyu kacirip, gercekleri saptiracak boyutlara girilirse Suren gibi biri cikar ve gercekleri yuzunuze boca ediverir.

Bir Fenerbahce taraftari olarak, takimimin arzu ettigim olculerde, gormek istedigim standartta yoneticiler tarafindan yonetilmedigini gormekten biktim. Ama daha cok usandigim konu, Turkiye'deki diger takimlara gonul veren dostlarimin gercekleri gozardi etmesi oldu. Turkiye'de en ufak organizasyondan devlete kadar nasil yoneticilerin elinde oldugu malumken, Turkiye'de futbol seyircisinin standartlari belliyken, Turkiye'de herseyin nasil dokuldugu gozler onundeyken, tutup bir grubu, bir takimi, bir sinifi digerlerinden farkli gosterme cabasi, bir anda kucucuk ve zavalli bir hareketle curuyup gidiyor. Etiketleme huyumuzdan vazgecmeden, Trabzon taraftari soyledir, Fenerbahce yonetimi boyledir, Galatasaray oyuncusu oyledir diyerek sadece kendimizi kandiriyoruz. Sonra sahaya tas atmanin cezasi, stadda mesale yakmaktan daha az olabiliyor. Sonra Gallinin teki kafasina atilmak uzere firlatilmis bir su sisesini yerden alip, ince Adali mizah anlayisi ile sisedeki suyu icip tribunlere tesekkur ederek bizi (anlamazdan gelsek de) asagilayabiliyor. Biz hala aramizda gruplar, siniflar yaratip, zaten bir yerlere gelmemisligimizi iyiden engelliyoruz.

Cehenneme yeni idrak etmis ruhu dolastiriyor rehber zebani. Kazanlar kayniyor, iclerinde aci ceken ruhlar, acidan kendilerini disari atmak istedikce, her kazanin basinda, ellerinde ucu sivri mizraklarla bekleyen nobetciler tarafindan yeniden kaynar lavlara itiliyor, korkunc bir sahne. Cigliklar, can hiras yakarislar arasinda dolasirlarken, basinda nobetci olmayan bir kazana geliyorlar. Yeni ruh biraz da cekinerek zebaniye soruyor, 'Bu kazanda niye nobetci yok?' Zebani kazanin yanindan gecerlerken cevap veriyor. 'O kazan Turklerin kazani. Iclerinden biri yukselip kurtulacak gibi olursa nasilsa iceriden asagi cekiverirler onu'

Biz bize benzeriz. Bir de kendimizi artik birbirimize benzetmekten kurtulsak.

Sevgiler . . . Edip

Biz futbolseverler...

12/Mart/1998, Istanbul
Biz futbolseverler ne kadar asagilik insanlarmisiz meger. Bizler stadlara dolusup takimlarimizi desteklerken ne kadar aciz, ne kadar kucumsenesi varliklara donusuyormusuz. Hatta bizler 'kendi ahlak kurallari, kendi degerleri olan bir irk' misiz oysa. Maca giderken kofte ekmek yemek 'racon', macta rakip takimi protesto etmek ne kadar 'ayip'mis.

Gecenlerde haftalik bir haber dergisindeki bir yazidan ogrendim bunlari. Hayatinda maca gitmeyen ama Turkiye'de yasadigi icin bundan 'kacamayan' bir gazeteci 'bu hafta ne yazak?' diye dusunurken aklina gelen bir dahiane ozgun fikre uyup, bir Fenerbahce macina gitmis. Burada gorduklerini anlatacak, bu haftaki yaziyi da boylece aradan cikartacak.

Gitmis gitmesine. Bula bula Fenerbahce'nin Kadikoy'de rezilleri oynayip, sapir sapir dokuldukten sonra Kayserispor'a yenildigi maci bulmus. Sonra da oturup, bu haftalik derginin iki koca sayfasini isgal eden yazisini yazmis. Kofte - ekmek alirken bir fotografini cektirmeyi de unutmamis elbette.

Insan yaziyi okuyunca, hayvanat bahcesine ilk kez giden bir cocugun anilarini dinliyormus hissine kapiliyor. Tribun edebiyatini, futbol ve takim sevgisini, orada olan veya olmak isteyen binlerce insana vahsi hayvanlarin arasina gizlice girip onlarin hayatlarini anlamaya calisan bir bilim insani titizliginde yargilar getiren bu yazi, oradaki zavalli kalabalik arasinda olan beni de kendime getirdi. Ne kadar cagdisi, medeniyet yoksunu biri oldugumu anladim sonunda. Bunu da engin bir gozlem yetenegine sahip bu sevgili gazeteciye borcluyum. Sagolsun, varolsun. Acaba istesem hayatimin diger zevklerine de benimle birlikte katilip, oralarda bulunmamin da ne kadar buyuk bir zaman kaybi, ne kadar 'bos' oldugunu gozlerimin onune serer, beni bu hayattan cekip cikarir mi?

Ama benden adam olmaz. Ben hala futbolu seviyorum. Kucuk beyinlerin, digerlerinin bu oyunda ne buldugunu anlayamamasini seviyorum. Takimlari yenilirken ayaga kalkip Kadikoy'u alkis yagmuruna tutan insanlardaki 'inceligi' seviyorum. Yuzbinleri, milyonlari bir anda birlestiren 'takim ruhu'nu seviyorum. Iflah olmaz derecede hastayim maalesef.

Hastaligi henuz ilerlememis olanlar, bu yaziyi okuyup yol yakinken kendilerini kurtarabilirler. Digerleri icin ise pek bir cikar yol gozukmuyor. Varsin, atin olumu arpadan olsun.

Haftaya macta 'racon' kofte-ekmek yemeyi unutmayin.

Sevgiler . . . Edip, edo@turk.net

Algernon'un Cicekleri

9/Eylul/1997, Istanbul
Hakan Sukur... Bir gecenin ilahi, diger gecenin Saban'i.

Bir gencin doksan dakika icinde Saban'liktan ilahliga kavusmasinin da bir aciklamasi olmali...Ve sonra bir baska doksan dakikada geri donusunun de...

Algernon'a Cicekler adli bir hikayeyi animsatiyor Hakan bana. Bir zeka ozurlu hastanin gunlugudur o. Algernon adli bir deney faresiyle aralarinda kurulmus baglantiyi anlatir. Zeka arttirici bir ilac denenir. Once fare 'zekilestirilir', gunluk sahibini zeka testlerinde geride birakir. Sonra ilac anlatana verilir. Iki satiri yazamayan o zeka ozurlu hasta her gunluk sayfasinda biraz daha kendini gelistirir, ve birden bir deha oluverir. Yeni dehamiz, ilaicn etkisinin gecmesiyle yavas yavas eskiye donerken, Algernon'un olum haberini alir. Onun sonu da Algernon gibi olacaktir.

Huzun dolu bir hikayedir o. Denegimiz dahiliginin en ust sinirindayken bile huzunludur okur. Cunku bilirsiniz olmadigi bir kimlige burunduruldugunu. Bilirsiniz birgun geriye donusun aci verecegini.

Cok zaman gecmedi Fenerbahce Stadi'ndaki 3-2'lik macta elektronik skor tabelasinda Kemal Sunal'in resmi, tribunlerde 'Torinolu Saban' tezahurati, Kadikoy'un cimenleri uzerinde isindigindan beri. Euro'96 da neredeyse tum golsuzlugumuzu bir tek formaya yikmamizin uzerinden de fazla gecmedi. Gozu yasli gencin evlilik macerasi da, Italyan ligine transfer olmasinin gumburtusu de, 'yuvaya' donmesinin yankilari da uzak mazide degil.

Simdiye kadar yasadigi inisli cikisli kisa hayatini Galler macinda doruga tasidi Hakan Sukur. Her futbolcunun defalarca yasamak istedigi bir doksan dakikayi tamamladi. Dort guzel gol, bir nefis gol pasi ve sayisiz depar.

Sonra zaman gecti, yine Kadikoy'e donuldu. Herkes unuttu herseyi. Saban yine Saban, kacanlar yine gol. Galler maci sonrasi Hakan'i Ronaldo'ya benzetenler, kacirdigi her gol icin ayri ayri linc ettiler onu.

Dogrulari ortaya koysak mi? Hakan, Turkiye'de su anda futbol oynayan en iyi hucum oyuncusudur . . . Dogru. Hakan, Turkiye'de hucum presi en iyi uygulayan oyuncudur . . . Dogru. Hakan uzun boyuna ragmen ayagina hakim, oyun icinde topu saklayan, dagitan, indiren ozellikleriyle her takimin kadrosunda gormek isteyecegi turden bir futbolcudur . . . Bu da dogru.

Bunlarin hepsi dogru... Hakan Sukur'u bu cercevenin disina tasidiginizda ise yanlislari baslatirsiniz. Hakan'i Avrupa'nin en iyi santrforu yapamazsiniz. Hakan'in Ronaldo ile ayni kefede oldugunu soyleyemezsiniz. Tarafli tarafsiz herkesi, Hakan'in bundan sonra her mac Galler'e karsi oynadigi gibi oynayacagina inandiramazsiniz.

Hakan buna ragmen olgun demeclerinde. Son Fenerbahce macinda kendisine yapilan hareketin penalti oldugunu soylerken, bunun sonucu etkilemedigini ekleyecek kadar mantikli ve sportmen. Artik spor camiamizin sacma sapanliklarini kabul edecek kadar agirlasmis.

Hakan Sukur'lere sahip cikilmali. Sadece olaganustu maclar cikarttiginda degil, alti gol kacirdigi ama canini disine taktigi bir mactan sonra da sahip cikilmali. Hakan'lar kolay olmuyor cunku, milli takima bir golcu kolay yetismiyor cunku. Birdenbire verilen dozlarla eller uzerine cikarilmamali, sonra yerin dibine batirilmamali insanlar. Basarilarin doruklari, basarisizligin derinliklerine orantili olmali.

Algernon'un mezarinda cicekler. Toplum mezarligimizda daha once yuksek dozlarla pompaladigimiz, sonra ne oldugunu sasirttigimiz binler, onbinler. Hepsine birer cicek birakalim. Birgun gelecek, icinde yasadigimiz toplum da kendisine verdigimiz yuksek dozun etkisinden birgun cikacak.

O zaman bize cicek birakan kimseyi bulabilecek miyiz sizce?

Sevgiler . . . Edip

Yeni sezonda neler olacak?

9/Agustos/1997, Istanbul
Yeni sezonda neler olacak? Yok, takimlarin durumlarindan, Avrupa Kupalarindan veya kimin sampiyon olacagindan bahsetmiyorum. Bu sezon mac naklen yayinlari merak konum. Herhalde bu sezon basinda sonucu en belirsiz, en merakli ve heyecanli bilinmez bu olsa gerek.

Bu mac naklen yayinlari konusunda ben sahsen ipin ucunu kacirdim. Kim hakli, kim haksiz karar veremiyorum. En son kim bir adim daha onde onu bile kestirmek guc. Herkes bagiriyor. En cok bagiran Turkiye'de hakli cikar. O zaman bagirsin televizyonlar, mansetlerle birbirlerine dussun gazeteler.

CINE5 meydana ciktigindan beri, zaten ileride kendileri de sifreli kanal acma dusuncesindeki televizyon kanallari bir 'halk dostu' kesildiler. Nedir? 'Efendim, halkin haber alma ozgurlugu adina yapilan mucadelede' diye baslayan ve 'CINE5'in kanun tanimazligi' diye biten, heyecanli spikerlerin seslerinde nefret tonlariyla haykirdigi televizyon ilanlari. Ote yandan piyasaya ilk cikmanin avantajini sonuna kadar kullanip, halki soymaya azmetmis, Turkiye'deki tuketicilerin cogunun bilincsiz oldugunun 'bilincinde' baska bir taraf. Neler yapmadi ki bu iki cephe. Birbirinden sefil ve ilkel taktiklerle yipratma savaslari, futbol federasyonu baskanligina soyunan ve futbol dunyamizda cokca taninan iki zat'i muhterem arasinda kizistirilan tartismalar, akla hayale gelmedik laf atismalar. Biz de oturduk, ekranlardan, gazete sayfalarindan milyarlari paylasamayan bu iki gruba bakip bakip duruyoruz. Kimimiz CINE5 aliyor, uye sayisi 300 binleri asmis. Kimimiz 'Lanet olsun' edasiyla futbola kustu.

Aslinda bazen televizyon karsisinda gulmekten katildigim olmuyor da degil. Koca koca adamlarin boylesine sudan bahanelerle birbirlerine karsi tezler one surmesi beni cok eglendiriyor. En guzeli, CINE5 yayinlari yuzunden insanlarin sigara dumani dolu kahve koselerine dustugunu anlattiklari minik film. Cocuk sokaga cikiyor, hayat kadinlari ve haydutlarla dolu sokaklardan gecerek sigara dumani dolu bir kahveye geliyor ve vahsi hooliganlarin arasindan maci seyrediyor. Sanirsiniz Turkiye'de her yerde, herkesin elinde birer sigara yok. Cik disari dolas. CINE5'e ne luzum var. Git stada, gel eve. Bil bakalim pasif olarak kac tane sigara ictin. Bu metni hazirlayanlarin, sigara dumani dolu bir odada 'Buldum, soyle birsey yapalim' derkenki halini dusunuyorum da...

Ligler basladi. Maca gidip saat 16:00'daki cehennem sicaginda mac seyretme serefine erisemeyen milyonlar Fenerbahce ve Besiktas maclarindan bir kare bile seyredemediler. Turkiye'de kanunsuzlugun, kanunlarin acizliginin, uygulamanin rezaletinin bir yeni perdesi oynandi. Daha da oynanacak. Perde perde, sahne sahne oynayacaklar gozumuzun onunde. Paylasamadiklari milyarlari, ellerindeki oyuncak gazeteleri ve televizyonlarini kullanarak kapmaya calisacaklar. Kimi baskanlar taraftarlari kizistiracak, kimileri federasyon baskanligi secimini sadece ve sadece bu konuya endeksleyecek. Ne paraymis bu. Ne ac gozlu insanlarmis bunlar.

Ilkelligimizi boylesine on plana cikaran bu kisir mucadele, gundemdeki bircok diger onemli konuyu da geride birakiyor. Millet sokaga cikmis, seriat cigliklari atar, bu ulkenin polisi onlara degil de basinin uzerine yururken, televizyonlar ilk haberlerinde karsi tarafin nasil 'yalan' soyledigini, nasil 'halki kandirdigi' na yer veriyor. Kim kimi kandiriyor biliyor musunuz? Hepimiz kendimizi kandiriyoruz.

Lig maclarinin naklen yayini Avrupa'nin bircok ulkesinde sifreli kanallar tarafindan yayinlaniyor. Bu yayinlar tribunleri dolduruyor, ligdeki kuluplerin ceplerine biraz daha adaletli para girisi sagliyor. Nitekim, bu sene ligde basa oynayacak takim sayisi, benim cocuklugumdan beri hatirladigim herhangi bir sezondan daha fazla. Guclu Anadolu takimlari kadrolarini korudular, Istanbul'un buyukleri ve Trabzonspor etrafta dolasip, gecmis sezon parlamaya yuz tutmus oyunculari toplayamadi bu sene. Bunlar guzel seyler. Evinde koltuguna kurulup bedava mac seyretmek ugruna bu gercekleri gormezden gelmek insafsizlik olur. Bize sunu adam gibi soyleseler ya. Milyarlar odedik, hepinizden her kurusunu geri alacagiz elbette deseler ya. Sanirsiniz hepsi hayir kurumu. Hepsi 'halk dostu'. Binbir dereden su getirip, haktan hukuktan bahseden sevgili medya, devlete karsi yapilan bir gosteride polisten dayak yiyor ve insanlar susuyorsa, biraz da kendini dusurdugu mahalle kabadayisi uslubunda, yalan dolan anonslarinda aramali sucu.

Devam edecek bu cile. TRT 1'de Orhan Ayhan'lar, Murat Unlu'ler radyoda mac anlatirken, bizler kafalarimizi radyolara gomup, hicbir zaman goremeyecegimiz pozisyonlari hayal etmeye calisacagiz. Sonra radyodan basimizi kaldirip bir bakacagiz ki, tum hayatimiz sifreli...

Sevgiler . . . Edip

www.turkiye.net - Internet Services for the People and Friends of Turkiye.


Bu Is Bitti . . .

16/Temmuz/1997, Londra
Edip Uras kardesimizin kayiplara karisan ve sonra bulunan yazisi. Cok guzel yazmis, ve iyi bir konuya temas etmis. Ona canigönulden katiliyorum. Eline saglik Edip, senin gibi yazara/taraftara helal olsun.

- Hasan Tezcan.
. . . Dun gece Inonu'deki mac daha cok Besiktas'in agirliginda gecmisti oysa. Kartal 1-0'lik avantajini son dakikalarda verdigi penalti goluyle kaybetti ve son dort haftaya tasiyabilecegi sampiyonluk kivilcimlarini Inonu'de birakiverdi. Hatta kalecisi ve yillarin tecrubesi Recep'in atikligi olmasa uzatma dakikalari oynanirken o puani da rakibe kaptirip gidecekti. Romen Hagi'nin kacirdigi inanilmaz pozisyonun hemen ardindan da mac bitti.

Bizde mac bitince, mac bitmiyor. Aksine, bizde mac bitince aglamalar ve boburlenmeler basliyor. Hadi yoneticileri bir yana birakin, spor yazarlari bile tuttuklari takimin aldigi sonuca gore ya agliyor, ya sevincten naralar atiyorlar. Kazim Kanat saniyorum, kendini yazar sanan biri var; dun televizyonda soyle dedi: "Federasyonun sampiyonu Galatasaray, gonullerin sampiyonu Besiktas". Hangi gonullerin? Koskoca 90 dakikayi bir zavalli pozisyona sigdirip, sucu federasyona, hakemlere atmak kolayciligini yoneticiler yapiyor, hadi menfaatleri icabi diyelim. Peki gazeteci gecinenlere ne oluyor, anlamak mumkun degil.

Dunku macta uc tane penalti pozisyonu var. 86. dakikada verilen penalti da, diger iki tanesi de verilse kimsenin sesini cikaramayacagi pozisyonlar. Alpay pozisyon hatasi yapip gelen yan topta Hakan Sukur'un arkasinda kalinca, Hakan'I kolundan soyle cekip birakiyor, Hakan yerde, hakem Ahmet Cakar'in onu acik, pozisyonu goruyor, penalti noktasina kosuyor. Bu anda olay bitmistir. Yapilacak olan topu beyaz noktaya dikip vurusu yapmaktir. Hakem dudugu calip maci bitirdigi anda da mac bitmis, geride kalmistir. Bizde oyle olmuyor, aglamalar, sizlnmalar, suclamalar girla gidiyor.

Bu isten karli cikan da bir havalara giriyor sormayin. Sanirsiniz, kaybetse hep boyle olgun olacak. Dun Galatasaray Asbaskani Ergun Gursoy "Biz hic hakemlerle ugrasmadik" dedi, kulaklarimla duydum. Pes. Baska hicbir sey soylemeye gerek yok. Pes.

Bizler millet olarak mizikciyiz. Oyle mizikciyiz ki, kaybetmeye tahammulumuz olmadigi gibi, kaybetme nedenimizi de kendimizde aramayiz hicbir zaman. Hep bir baska suclu, bir baska sorumlu buluveririz nasilsa. Hayatini, namusunu futbol yaptigimiz binlerce "taraftar" yaratip sonra hedefler gosteririz. Onlari "sokaga dokmekle" herkesi tehdit eder, istediklerimizi elde etmeye calisiriz. Bir cenaze toreninde futbolcumuza saldirip gozunu morartir, linc etmeye calisiriz. Vay efendim, nasil olur da kupa kaybedilir . . .

Bu kadarini yapariz da, bunun bile sorumlulugunu kabul etmeyiz. Hemen de mazeret buluruz. "Ne de olsa duygusal milletiz". Hadi canim . . . Kendimizi kandirmaktan vazgecelim artik . . .

Sevgiler . . Edip

Futbolumun Gozyaslari

23/Nisan/1997, Londra
Agliyor, bir koseye oturmus. Onunde, yere serdigi gazeteye bakiyor. Gidip yanina oturdum. Boyle bir durumda ne soylenir. Sustum. O da sustu. Gozyaslari, linc edilmekten son anda kurtulmus, kan revan icinde kalmis futbolcunun gazetedeki resmine damliyor. Arada sirada hickiriklar geliyor boguk. Susuyoruz oylece. Biliyorum neden agladigini, ama elden ne gelir. Elimi omzuna atsam mi acaba. Teselli etsem mi. Ama o da biliyor benim gibi nasilsa, bu is duzelmeyecek. Daha, daha kotu olacak yillar gectikce. Perisan ettiler onu. Ne eski heyecani hevesi, ne guzelligi kaldi.

Basini kaldirip bana bakti, cimen yesili gozleriyle. Yaslar nasil da suzuluyor, kiyamam. Uzerinde rengarenk, minik takim formalarinin bir araya getirilmesiyle olusmus bir elbise. Uzerinde beyaz cizgiler var. Oyle sik ki. Orasi burasi yirtik ama. Kirli de. Surada biraz camur, suralarda kanlar. Gulumsemeye calistim, o gulmedi. Oylece bakti bana. Gozlerimi kacirdim. Basimi one egdim yeniden.

Eliyle cenemden tutup basimi kaldirdi. Sag gozu sismis, o zaman farkettim. Kurumus dudaklarini araladi. "Ne istiyorlar benden?" diye sordu usulca. Biliyor cevabini aslinda. Ben de biliyorum, ama soylemedim. Anlatamadim nasil kitlelerin uyku ilaci yapildigini. Anlatamadim nasil namus yerine koyuldugunu. Anlatamadim, onun gibi bir guzeli siddetin araci yaptiklarini. Nasil anlatsaydim? Anlatamadim iste. Belki de anlatmak istemedim. O zekanin, fizik gucun, kondisyonun, taktigin dilinden anlardi. Sportmenlik, dayanisma, takim ruhu kavramlarini tanirdi. Ne anlardi ki siddetin ilkelliginden.

Usulca dogruldu. Ayaginda mesinden sirin ayakkabilar var. Onlar da delik desik olmus. Elini omzumda hissettim. "Donerim belki" dedi. "Siz, bana sahip cikmayi ogrendiginizde." Basimi kaldiramadim. "Gitme!" diyemedim. O yipranmis haliyle bile zarif, o haliyle bile asil. Dondu, yurudu. Gozden kayboluncaya degin baktim ardindan.

O yok artik aramizda. O diye gonul verdigimiz sey ise sadece kotu, carpitilmis, bir kopyasi… Ve biliyorum nedense. O bir daha hic donmeyecek…

Edip Uras, www.turkiye.net - For the People and Friends of Turkiye

Siginak

8/Mart/1997, Londra
Edip Uras - Hayati yenilgilerle dolu insanlarin teselli aradigi yerler oldu hep tribunler. Patrondan yenilen fircada, evdeki huzursuzluklarda, okuldaki basarisizliklarda hep bir kacis yolu oldu. 'Hele bir haftasonu gelsin' di. 'Hele bizim takim bu hafta da kazansin'. Ertesi gunku sinav yerine forvette kimin oynayacagini dusunenler, ay sonunu nasil getirecegini hesaplayacak yerde kalecinin sakatligina dertlenenlerle dolup tasti evler, sokaklar. Oyle de devam ediyor, belki etmeli de. Hayatin dertli akisindan bir kacis, yorucu kosudan bir soluklanma olabilmeli bir sekilde.

Gecen hafta Galatasaray - Genclerbirligi macinda seref tribunundeki dertli suratlar arasinda tanidik biri daha vardi. Son aylarin Turkiye'de en cok konusulan adamlarindan birisiydi o. Once bakanligindan olmus, sonra biricik kizini kaybetmisti. Hayatinin belki de en onemli kavsaklarindan birinde, dokunulmazliginin kaldirilmasi an meselesiyken, teselliyi Ali Sami Yen'de aramaya karar vermisti. Demek ki sadece 'sade' denilen vatandaslar degildi teselliyi 11 adamda bulan, 'buyuklerimiz' de kacis yolu olarak yesil sahalari secebiliyorlardi.

Aslinda nice yillardir, futbol sahalarinda daha sik gormeye alistigimiz 'buyuklerimiz', daha cok teselli yerine prim yapmak icin sahalara kosmuslardi. Galatasaray'in kazandigi maclarda sari kirmizili kaskoluyla maca gelen bayan politikacimiz, Macaristan milli macinin ilk yarisini galip bitirdikten sonra bu heyecani 'milletiyle paylasmak icin' ikinci yari basinda tribune kosmamis miydi?

Teselli arayanlar, son kapi olarak geldikleri stadlarda teselliyi bulamayinca 'hayatlarinin anlamini' karsi takimin ayni 'anlami' arayan 'ordulariyla' savasmakta ariyor elbette. Sabaha kadar stad cevresinde nobet bekleyip, nice duzenli ordulari imrendirecek stratejik manevralarla 'dusmani' cevreleyip bir guzel kavgalarini ettikten sonra mac saati evlerine donen bu 'anlam savascilari' da futboldan nasiplerini aliyorlar sayilir. Futbol olmasa, bu guduleri disa vurmakta zorluk cekecekler, daha buyuk toplumsal patlamalar yasayacagiz. Hatta futbolcular bile; sahada kazanamadigi maclari mactan sonra saha icinde birbirlerini kovalayarak telafi etmeye calismiyorlar mi?

Adi topluma mal olmamis, ayni omurden on tane daha yasasalar, hicbir zaman da olmayacak insanlar da futbolun nimetlerinden yararlaniyor bu arada. Bir tarihte buyuk bir kulubumuze baskan olmus ve takimin kadrosunu sayamamis biri, bugun bile haberlere falanca kulubumuzun baskanligini yapmis biri olarak konuk olabiliyor nasil oluyorsa. Bedava reklam, nice ihalelerin kapisini acan altin bir anahtar niteliginde baskan koltuklari.

Ornekler cogalir, cogalir, yazilara sigmaz. Televizyon ekiplerinden, issiz gucsuz gezen eski futbolculara, stad disinda sapka bayrak satan cocuktan, icerideki ayran pideciye kadar binlerce kisinin tesellisi, ekmegi ve siginagi futbol.

Ya futbolun kendisi? O nereye kaciyor, nereye siginiyor dersiniz?

Turkiye'de olmadigi kesin...

Sevgiler . . . Edip

Futboldan Sogumak

4/Subat/1997, Londra
Edip Uras - Hic boyle olacagini sanmazdim. Bir sevgiliden ayriliyor, bir sevdigimi kaybediyor gibiyim. Hayatimin aski futbol ilk kez bana ihanet ediyor. Aslinda futbolun kendisi degil kirlenen; Turkiye'de futbolu cevreleyenler, hani yaygin deyimiyle 'futbol cevreleri'. Oyle bir cevrelediler ki dort bir yandan futbolun kendisi gorunmez oldu bu karmasada.

Turkiye'nin gundemi zaten yeterince ic karartici. Haber bultenleri, haber programlari, diger goruntulerden sonra insan bir sure oturdugu yerden kalkamiyor, oylece donup kaliyor. Tek teselli futbol da artik teselliden cikip iskence odalarini andirmaya basladi.

Nefesleri kesecek, kalpleri zorlayacak bir haftaya giriliyor Turkiye futbolunda. Ligin kaderi, kupanin gelecegi buyuk olcude belli olacak. Eskiden olsa kafam surekli maclarda olurdu, simdi ise maclardan sonra neler olacak onlari dusunuyorum. Toplumsal gerginligin en ust duzeye ciktigi su gunlerde boylesi bir mac trafigi neler getirecek. Futbol o tanidigim masum sevgili degil artik. Futbolun guzellikleri degil sadece cirkinlikleri gundemde. Hakem ne yapacak, yenilen yonetici kimi suclayacak, mac oncesi ve sonrasi kavgalarda ne olacak.

Hic boyle olacagini sanmazdim. Futbolun bol dedikodulu bir magazin haline getirilebilecegine inanmazdim. Bir mac ozeti seyredebilmek icin her televizyon kanalinda saatler suren iskencelere maruz kalacagimi tahmin etmezdim.

Sevgiler...Edip

Medyatik Anlarimiz

22/Aralik/1996, Londra
Edip Uras - "Zubizaretta da kimmis?" diye bagiriyordu spiker televizyondan. Besiktas - Valencia macinda Besiktas'in ilk golu gelmis, seyircilerle birlikte Melih Sendil de kendini kaybetmisti. "Dun gorecektiniz cakasini . ." diye haykiriyordu, "bize nasil hava atiyordu. Ne saniyor kendini?" Ispanyollarin efsane kalecilerinden Zubizaretta, kalenin onune cokmus, Serdar'in defanstan sekip kalesine giren topa inanamiyordu. Sahalarimizda cok guzel mac cekimleri yapiyorlar artik, gercekten her pozisyon, her yuz ifadesi evlerimize kadar ulasiyor. Melih Sendil oylesine heyecanlanmis ki, dort ayri acidan yavas cekimde gosterilen gol pozisyonunda topun defanstan sekip kaleciyi yanilltigini goremedi.

Artik kolay heyecanlaniyoruz, kolay kendimizi kaybediyoruz. San Marino macinda takimimizin attigi dorduncu golden sonra sesi kisilmis gibi bagirmaya calisan spikerler de inandiriciliklarini kaybediyorlar yavas yavas. O zaman bunca kanal olmadigi icin televizyondan naklen seyretme bahtiyarligina erisemedigimiz Galatasaray - Neuchatel macindaki radyo anlatimini hatirlar misiniz bilmem. Levent Ozcelik macin sonunda gozyaslarindan sesini bulamiyor, tarihe gececek bir maci tarihe gececek bir anlatimla sunuyordu. Once sesi kisilmis gibi yapip sonra gur sesle anlatimina devam eden simdiki 'medyatik' spikerlerin aksine, sesini gercekten kaybetmisti mac sonunda.

Bu is bir son bulmali. Milyonlara hitap edenler, islerine gerekli sorumlulugu yuklemeli artik. Futbolun bir oyun oldugunu seyirciden once medya anlamali, medya ogrenmeli. Sendil, yuruyusune 'kil' oldugu Zubizaretta'dan hesap sorma yerinin o mikrofon olmadigini bilmeli. Tur icin iki golun gerektigi, boylesi bir kritik macin ilk dakikalarinda atilan bir golun sadece bir baslangic oldugunu, zafer naralari icin erken oldugunun bilincinde olmali. Sozum sadece Sendil'e degil, ekranlarimizi dolduran onun gibi bir suru spiker var. Hakemin kararlarini anlamayan, oyuncu isimlerini uyduran, hicbir on calisma yapmadan mikrofon karsisina gecen.

Hersey gibi futbolu da sulandirdik. Ya satirlarla, doner bicaklariyla birbirimizi dogramaya calisiyoruz, ya da gobek atip, horoz taklidi yapan futbolcularla egleniyoruz. Futbol oyunu, kimsenin umrunda degil. Hatta oyle oldu ki icine magazin karistirmadan mac ozeti bile izleyemez olduk. Her kanalda her biri ayri ayri 'rating' rekorlari kiran bir suru sulu program, artik gercek spor programlarinin da icine sizdi. Artik mac oncesi kenti gezen futbolculari, birbiriyle sakalasan muhabirleri, fikra anlattirilan yoneticileri gormekten fenalik geldi. Pazar aksamlari maclardaki golleri seyretmek icin binbir turlu iskenceden gecmek zorundayiz. Tam maci gosterecekken de 'simdi ufak bir reklam arasi'.

Nasil oldu da futbolu boylesine yozlastirdik, akil erdirmek guc. Gercekten futbolun konusuldugu bir tek program vardi bir ara: Oynatalim. Soylediklerinin bazilarina tamamen karsi olsam da Erman Toroglu, iyi kotu oyunun kendisiyle ugrasiyordu, cok yerinde noktalari on plana getiriyordu. Ama 'halk boyle seyler istemiyor' anlasilan, programi kaldirdilar. Oysa ben istiyorum.

Ben Ibrahim Tatlises'in maci seyrederken hangi pozisyonda ayaga kalktigini gormek istemiyorum, o pozisyondaki futbolcunun pozisyonu anlatmasini istiyorum. Ben bilmemkim mankenin hangi takimi tuttugunu ogrenmek istemiyorum, hakem mac hakkinda ne dusunuyor, onu bilmek istiyorum. Horoz taklidi yapan degil, futbolun inceliklerini tartisan futbolcular istiyorum. Aralarinda laf tasinip, zivanadan cikarilan yoneticiler degil, ulkede futbolun daha da gelismesi icin neler yaptiklarini tartisan yonetimler istiyorum. Futbol oyunun teknigi tartisilsin, sistemler tartisilsin, kurallar anlasilsin istiyorum. Ama ne yazikki 'halk istemiyor'.

Belki cok acimasizca olacak ama, gittikce gerilen sinirler, patlamaya hazir bir bombaya cevrilen futbol sahalarinin en buyuk sorumlusu medyadir diye dusunuyorum. Kendilerini halk adina konusuyor sananlar, halk adina gorev yaptiklarini soyleyenler sapkalarini onlerine alip dusunsunler biraz. Agizlarindan, ekranlarindan cikan sozleri goruntuleri duyup gorsunler. Gorevlerinin amigoluk, dedikoduculuk ve paparazzilik degil, haber ve bilgi vermek oldugunun bilincine varsinlar. Bu ulkede bir 'haber' spikeri canli yayinda 'can dusmanimiz Yunanistan' derse bu ulkede nasil baris beklenir. Bir mac spikeri 'Ben sizin hakeme neler dediginizi biliyorum, ben de onlari icimden soyluyorum' derse sahalarda kufur nasil onlenir.

Islerine gelince biz toplumun aynasiyiz, toplum ne ki bizden ne bekliyorsunuz diyebilirler. Islerine gelince de 'medya uzerine gitmeseydi' diye baslayan reklamlar yapiyorlar. Demek istedikleri zaman toplumun onunde olabiliyorlar.

Tum bunlari soyledikten sonra sormak lazim: Tek suclu medya mi? Elbette hayir. Diger suclularin da ayaga kalkmasini isteyecegiz yakinda. Simdilik hepinize mutlu ve futbol dolu yillar diliyorum.

Sevgiler . . . Edip

Kahramanlar Hainlere Karsi

26/Kasim/1996, Londra
Edip Uras - Son haftalarda Turkiye'de oylesine polisiye, oylesine mafya ve oylesine siyasi olaylar oluyor ki, her zaman en onde tutulan futbol bile arka koltuga gecmis durumda. Oysa gozden kacmamasi gereken bir olaylar zinciri yasaniyor diger rezaletlere paralel.

Fenerbahce bu sene basarili bir sezon geciriyor. Her ne kadar futbol olarak doyurucu olmasa da sonuc acisindan basarili bir sezon simdilik. Sampiyonlar Liginde kazanilan puanlarla Avrupa'da kendilerine hakli bir isim yapma yolundalar. Ingiltere basini ve futbol adamlari Fenerbahce'den ovguyle soz ediyorlar. Ceyrek final yolunu aritmetik de olsa son maca tasima basarisini gosterdiler, kimbilir 4 Aralik'ta belki de Sampiyonlar Liginde ceyrek finale ulasan ilk Turk takimi olacaklar.

Oysa konumuz o degil. Tum bunlarin ardinda icin icin kaynayan birseyler var. Sadece Fenerbahce'de degil elbette, Turkiye'de hersey oldugu gibi futbol da her an patlamaya hazir bir bomba misali. Gecenlerde Karsiyaka 'nin bir macini gosterdi televizyon. Yanilmiyorsam Yeni Salihlispor ile deplasmandalar. Mac sonrasi arbede cikiyor, Karsiyakali Vedat oradaki bir polisten oyle bir tekme yiyor ki, insanin futbol hayati biter. Mac icinde olsa kesin kirmizi kart. Ama oyle seyler oluyor ki memlekette, polisin teki sahanin icinde futbolcuyu dovmus, o da is mi . . .

Sunu anlatamadik, kimse de anlamak istemiyor. Futbolda uc sonuc var, her zaman kazanmak imkansiz. Bunu anlayamayan kit zekalilar, Fenerbahce Istanbulspor ile berabere kalinca yaygarayi kopariyor. Olur ya. Istanbulspor da bu ligin bir takimi, Fener'den puan alamaz diye bir kural mi var. Hadi onlar cahil cuheyla, birkac it kopuk diyelim. Denmez ama, dedik farzedelim. Ya Dolmabahce'de otobusun kapisini acip, disariya 'Gel lan buraya' gibisinden naralarla disari atlayan futbolculara ne demeli. Insan sasirmak istiyor, ama Turkiye'de sasirmak ne mumkun. Hep futbolcu dayak yiyecek degil ya, inmisler Istanbul'un gobeginde yerdeki adama tekme tokat girismisler.

Hadi bu da tamam. Bu insanlar da genctir, delikanlidir, macin stresini atamamislardir diyelim. (Her ne kadar kavgaya heveslilerin cogu yedek kulubesindekiler olsa da) Profesyonel bir kulubun yonetimi boyle bir olayda futbolcusuna sahip cikar mi? Cikar tabii. Devletimiz sokak ortasinda kiz erkek ayirmadan adam doven polisine sahip cikmiyor mu? Yonetici de futbolcusuna sahip cikar elbet.

Arkasindan Bulent olayi patlak verdi. Aslinda pek patlak verdi sayilmaz, coktan patlamisti da, simdi herkesce malum oldu. Bulent'i o ya da bu nedenle kulupten uzaklastiriverdiler. Isin dogrusu, Bulent de kadroda ortasaha darliginda 'alternatifsiz' futbolcu pozlarinda biraz isleri hafiften aliyordu. Sezon basindan beri futbol oynadigi pek soylenemez.

Tum bunlar unutuldu bile. Bizim daha buyuk islerimiz var simdi. Kim ugrasacak sokak ortasinda adam doven futbolcularla, kim ugrasacak dedigim dedik yonetimlerle, kim ugrasacak futbolu bir namus savasi sanan gerizekalilarla. Biz mafyayla, biz daha polisiye ve esrarengiz konularla istigal ediyoruz.

Dusunuyorum da Manchester United'in son ayda gecirdigi dususu bizim takimlardan biri gecirseydi neler olurdu? Ardarda yenilgiler. Hem de oyle boyle degil, bes gollu, alti gollu yenilgiler. Sahasinda o ana kadar adi bile uyulmamis bir Turk takimina maglubiyet, ardindan ligde ve sonra yine Avrupa'da kendi evinde maglubiyetler. Bizde adami oyle cabuk kovalarlar ki, ne oldugunu anlamaz. Oysa Ferguson'un omur boyu sozlesmesi var United ile. Cantona seyircinin tekine ucarak attigi tekme dolayisiyla alti ay sahalardan uzak kaldi. Cantona'ya ilk ceza federasyondan gelmedi, ilk ceza hemen ertesi gun Manchester United kulubunden geldi.

Kahramanlarimiz ve hainlerimiz var hepimizin. Cogu bizim uydurduklarimiz, isimize geldigi gibi, isimize geldigi zaman. Herkesin kahramanlari ve hainleri farkli farkli. Hatta kimimizin kahramani bir digerinin haini. Bazi hainler ise gercekte kahraman.

Ya gercek kahramanlar . . . Ya gercek hainler . . . Bosverin, kim ugrasacak.

Sevgiler . . . Edip

Madalyonun Yuzleri

6/Kasim/1996, Londra
Edip Uras - Gecen Carsamba'nin piril piril atmosferinden geriye kalanlar; sahasinda bir Avrupa takimina ilk kez yenilen bir Ingiliz takimi, tarih yazan bir Fenerbahce, Sampiyonlar Liginde uzakta da olsa gorunen ceyrek final sansi ve koskoca bir ulkenin artik yavas yavas sadece spor sahalarinda hissedip yasayabildigi gurur ve cosku.

Sonra Persembe: yokolan buyuk umitler, son yillarin en kotu futbolunu oynayan bir Galatasaray, yenilen dort gol, terk edilen 1996/97 Kupa Galipleri Kupasi turnuvasi, sevinen Fransizlar.

Oysa bundan iki hafta once ne kadar degisik bir tablo vardi ortada. Bir yanda evinde bizi utandiran Fenerbahce, oyuncu degisikliklerini bile zamaninda yapamayan bir Brezilyali, cigirtkanlar gibi avaz avaz bagiran bir spiker, kalemizde iki gol ve husran. Sami Yen'de ise muhtesem goller, yere goge sigdirilamayan oyuncular, atlanmis kabul edilen tur ve sevinc.

Duygusal bir milletiz elbette. Cabuk seviniriz, cabuk uzuluruz. Birden iyimserlesiriz, aniden cokeriz. Ama bu kadari da biraz fazla gibi geliyor bana. Madalyonun iki yuzu var tabii ama bizim madalyon kendi etrafinda fir fir donmekte. Birgun Avrupa Sampiyonu, bir gun perisan; bir gun goklerde, birgun Paris'in cimlerinde.

Fenerbahce ve Galatasaray'in su iki hafta icinde bizlere yasattiklari istikrar denen seye ne kadar uzak oldugumuzun bir gostergesi mi acaba? Veya kendimize guvenin olcusunu cogunlukla ayarlayamamamizin bedeli mi? Gecmisten ders alarak ileri gidecegimize, ayni hatalari hep tekrar etmek zorunda miyiz?

Eskiden boyle degildi. Kirk yilda bir zaferler kazanir, madalyonun oteki yuzune cabuk ve capkin bakislar atardik. Artik zor yenilen bir milli takim, artik Avrupa fatihi takimlar yarattik sanirdik. Ama cabuk gecerdi, bir dahaki maca ayni senaryo tekrarlanirdi. Sisirilen futbol, abartilan futbolcular kaplarina sigamazken, birden asagilanmanin en kotusune ugrarlardi. Hem rakiplerinden hem de taraftarlarindan. Madalyon cogunlukla bize donuk asik suratini cevirirdi yine.

Basarilar siklasinca, bizim madalyon da sik sik donmeye basladi. Artik oyle oldu ki, son ornekte iki hafta icinde, iki takimimiz en iyi ve en kotulerini sergileyiverdiler. Cimbom, turu atlamis gibi gittigi Paris'te, kendine fazla guvendiginden, Fatih Hoca'nin defansi saglam tutup skorun 'uzerine yatabiliriz' dusuncesinden husrana ugradi. Fener, asagilanmanin verdigi hirs ve favori olmamanin verdigi rahatlikla tarih yazdi.

Buyuk basarilar ardindan gelen husranlar az degil futbol tarihimizde: Iste Cimbomun Sampiyonlar Ligi maceralari. Ilk sene Manchester'i eledikten sonra ligde atilan tek zavalli gol. Sonra ikincisi. . . Sampiyonlar Liginde 'oynamanin bile' basari sayilmasi. Milli Takimin ustun performansi ile yakaladigi Euro'96 firsati. Ve gol bile atamadan bitirilen bir sampiyona. Simdi korkarim ayni senaryo Fenerbahce icin yaziliyor. Birden ceyrek finaldeki rakipler dusunulmeye baslandi. Uzaklar yakinlasti, gercek hasiralti.

Fenerbahce boyle sismeye devam ederse Rapid karsisinda husrana ugrar Istanbul'da. Her ne kadar grubun en zayif ekibi gibi gozukse de, Fenerbahce daha kendisi yeni kanitladi ki artik Avrupa'da hicbir takimin sakaya gelir yani yok, cok uzuluruz sonra.

Sevinclerimizi de uzuntulerimiz kadar olgunca yasamaya baslamanin zamani geldi artik. Madalyonun hep iyi yuzu bize donuk olmali: futbolumuz baska hicbir konuda basaramadigimiz atilimi gerceklestirdi. Madalyonun tersi olmamali artik. Yenilgiler birer karamsarlik nedeni degil, daha ilerideki basarilari elde etmek icin alinacak dersler olarak algilanmali. Galibiyetler 'alcak, yuksek ne kadar dag varsa biz yarattik' havalarina girme nedeni olmamali, daha yukari cikabilmek icin yeterli ozguvenin kaynagi olmali.

Tabii bunlar da yavas yavas olacak. Gecen hafta Ingiltere'de bir Fenerbahce'li olmanin gururunu sonuna kadar yasamis biri olarak, yakamda yillardir tasidigim Fenerbahce rozetimin artik tanindigini zevkle izleyen biri olarak Manchester karsisinda alinan galibiyetin gercekten gitti gibi gozuken ceyrek finalin habercisi olmasini diliyorum. Turkiye'nin hem milli hem de kulup seviyesinde basarabilecegi daha cok hedef var.

Iki hafta sonra yeniden gorusecegiz. Lutfen bana yazmayi surdurun.

Sevgiler . . . Edip

Tabular Yikiliyor

20/Ekim/1996, Londra
Edip Uras - Yagmur inceden camlara vuruyor Londra'da. Kisin degismeyen griligi cokmeye basladi yine. Ama siradan birgun degil bugun. Bugun bir Fenerli, Intenette bir Galatasaray sayfasina ilk yazisini yaziyor. Biraz urkek, biraz hevesli onundeki bu kapidan iceri ilk adimini atiyor. Herkesi selamlayip kosesine oturuyor ve basliyor tuslara vurmaya. . .

Tabulardan bahsetmek istiyorum bu ilk yazida. Cunku ne de olsa Fenerbahce'ye gonul vermis birinin bir Galatasaray sayfasinda yazmaya baslamasi da bir tabunun yikilmasi sayilabilir.

Biz milletce milli duygulari her zaman sivri tutulmus bir toplumuz. Yillar boyunca her zaman, nedense cogunlukla basimiz sikistiginda, hep tek yurek olmusuz, tek yumruk olmusuz. Politikadan ekonomiye, sosyal siyasal ne kadar olgu varsa her konuyu biz ve onlar seviyesine indiriyoruz ister istemez. Elbette rekabetin en ust seviyede oldugu spor alaninda da bu boyle. Yurtdisindaki her musabakada biz bizi tutariz. Ya da tabular yikilmadan oyleydi. . .

Cimbom'un Avrupa Sampiyon Kulupler Kupasinda yari final oynadigi sene cok uzakta degil. Neuchatel maci sonrasi coskuyu hatirlayin. Sonra macin iptaline milletce gosterdigimiz tepkiyi. Avrupa'nin yaptigi nice haksizligi sineye ceken bizler, iptal edilen bir mac icin nasil da birlik olmustuk.

Sonra basarilar gelmeye basladi. Basarilar basarilari kovaladi. Sampiyonlar Liginde bir takimimiz oynadi, sonra bir kez daha. Besiktas'in Sampiyonlar ligine katilamamasi olay oldu. Milli takimimiz ilk kez Avrupa Sampiyonasina katildi, hem de futbolun devlerini dize getirerek, yillardir futbol sahalarindan boynu bukuk ayrilan taraftarlar sarkilar soyleyerek ciktilar Avrupa stadlarindan.

Artik Avrupa Kupasinda birinci tur atlatildi diye kimse sokaklara dokulmuyor. Hatta yakinda ikinci turda elenmek bile basarisizlik olacak. Avrupa Kupalarinda ikinci tura kayipsiz cikiyoruz. Bu, ister istemez yurt icinde zaten cok siddetli yasanan rekabeti yurt disina tasiyor. Tabular yikiliyor, artik Avrupa'da elde edilen basarilar milli haneye degil, kulup hanelerine yazilmaya baslaniyor.

Avrupa'nin cesitli ulkelerindeki rekabette de ayni sahneler yasaniyor. Her kupada kulup takimlari finallere kadar cikan Italya'da deplasmana gelen Avrupa takimini desteklemek icin ezeli rakipler stadlara kosuyor, Ispanya'da oyle, muhafazakar Ingilizler bile ezeli rakipleri Avrupa'da yenildiklerinde bayram yapiyorlar. Basari rekabeti korukluyor, guclendiriyor.

Yillar ilerleyip, basarilar arttikca, torunlarimiz bizler gibi 1954'lerde kalmis milli zaferlerle avutulmayip, gunluk basarilari tatmaya devam ettikce yurt icindeki ezeli rekabetler sinir tanimayacaktir. Yine de futbol sahalarinda basarilarla yeni yeni tanisan bir neslin uyesi olarak ben kendi tabumu yikabilmis degilim. Hala bir Galatasaray - Saint Germain macini heyecan ve gururla izleyebiliyorum. Ne kadar daha surer, bilinmez.

Ya sizler? Sizler birer Galatasaray'li olarak tabularinizi yiktiniz mi?

Fenerbahce'nin Manchester United karsisinda aldigi yenilgiye sevinebildiniz mi?

Dusunuyorum da: her konuda gelismemize futbolda oldugu kadar duyarli olabilsek, futbol gururumuz kadar baska konularda da ilkeli, onurlu davranabilsek daha kimbilir ne tabulari yikacak, ne basarilara imza atacak bir ulke olabilecegiz.

Iki hafta sonra bu kosede yeniden birlikte oluncaya kadar kendinize cok iyi bakin. Yorum ve elestirilerinizi edip.uras@cimbom.org'e bekliyorum.

Sevgiler . . . Edip

© Edip Uras, edip.uras@cimbom.org